Tanıtım
Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir. Bazı insanlar hayatımıza bir anda girer; önce kalbimizi değil, sabrımızı sınar. Bazı dualar ise kabul olduğunda bile insanın karşısına beklediği şekilde değil, olması gerektiği şekilde çıkar…
Zehra, ailesinin sevgisiyle büyümüş, inancını hayatının merkezine koymuş genç bir kadındı. Hayalleri vardı; ama hayallerini sadece kendi istediği gibi değil, Allah’ın onun için hayırlı kıldığı şekilde yaşamayı öğrenmişti. Kalbinde büyük aşklar değil, huzurlu bir yuva kurma isteği vardı. Ancak bir gün ailesinin karşısına oturup söylediği o cümle, hayatının yönünü değiştirecekti. “Zehra, senin için biriyle görüşmek istiyoruz.” Görücü usulü. Eskiden kalma bir gelenek gibi görünse de Zehra için bu, iki yabancı insanın birbirini tanımaya çalıştığı, saygı ve niyet üzerine kurulu bir yolculuktu. Fakat kalbinin en derininde bir korku vardı. Ya anlaşamazlarsa? Ya karşısındaki insan onu gerçekten görmezse? Ya bir ömür paylaşacağı insan, kalbine dokunamazsa?
Ömer ise ailesine bağlı, sorumluluk sahibi, sakin yapılı bir adamdı. İnsanlara karşı mesafeli görünse de içinde kimseye göstermediği merhamet taşıyordu.
Onun için evlilik sadece bir sevda değil, bir emanet gibiydi. Bir akşam annesinin sözleriyle düşüncelere daldığında, odanın sessizliği içinde sadece duvardaki saatin sesi duyuluyordu. “Bir yuva kurmanın zamanı geldi oğlum.” Ömer derin bir nefes aldı. Parmakları arasında tuttuğu tesbihi yavaşça hareket ettirirken zihninden tek bir düşünce geçti. “Rabbim… Eğer bu insan benim için hayırlıysa kalbimi ona ısındır. Değilse beni yanlış bir yola sürükleme.”
İlk karşılaşmaları ne büyük bir aşk hikâyesinin başlangıcı gibi olacaktı ne de masallardaki gibi kusursuzdu.
Zehra, karşısındaki adama baktığında onun sakin bakışlarının ardındaki düşünceleri anlamaya çalıştı. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti; parmakları farkında olmadan birbirine kenetleniyordu. “Bana gerçekten değer verecek biri mi?” diye geçirdi içinden.
Ömer ise Zehra’nın gözlerindeki çekingenliği fark etti. Onun konuşurken kelimelerini özenle seçmesi, karşısındaki insana duyduğu saygıyı gösteriyordu.
Bir an sessizlik oldu.
O sessizlikte çayın buharı havaya karışıyor, odadaki kahve kokusu ağır ağır yayılıyordu.
Sonunda Ömer yumuşak bir sesle konuştu.
“Ben bu konuda acele etmek istemiyorum. Önce birbirimizi tanımamız gerektiğini düşünüyorum.” Bu cümle Zehra’nın içinde küçük bir rahatlama oluşturdu. Omuzlarındaki gerginlik biraz olsun azaldı. Dudaklarının kenarında fark edilmesi zor küçük bir tebessüm belirdi. “Ben de aynı şekilde düşünüyorum.” Ama ikisi de bilmiyordu…
Bu yolculuk sadece birbirlerini tanımaktan ibaret olmayacaktı. Ailelerin beklentileri, geçmişten gelen kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ve kalplerindeki sınavlar onları zorlayacaktı. Bazen bir söz, günlerce sürecek bir kırgınlığa dönüşecekti.
Bazen küçük bir iyilik, fark edilmeden bir kalbe dokunacaktı.
Bazen de insan, en çok kaçtığı şeyin aslında duasında istediği şey olduğunu anlayacaktı.
Zehra ve Ömer’in hikâyesi; büyük tutkuların değil, sabrın, güvenin, merhametin ve helal bir sevginin hikâyesi olacak.
Çünkü bazı aşklar bir bakışta başlamaz…
Bazı aşklar, birlikte edilen