"Şeytanla dans ediyorsan, müziğin sesine katlanmak zorundasın. Çünkü o yorulmaz, sen ise sadece bir sonraki tetiğe kadar nefes alırsın."
Düşünürsem deliririm.
Bu sarsılmaz bir yeraltı kuralı ya da belki de sadece benim gibi ruhunu şeytana vadeli satmış adamların uydurduğu siktir boktan bir hayatta kalma mekanizmasıydı. Tetik çekildikten sonra namludan çıkan o sıcak, geniz yakan barut kokusu ciğerlerine dolarken, yerçekimine yenik düşen cesedin çıkardığı o tok, etli sesi zihninde temize çekmeye çalışmayacaksın. Eğer o kan havuzuna bakıp "Bu piçin de bir ailesi vardı" dersen, bir sonraki operasyonda hedefi kalbinden değil, elin titrediği için ıskalayarak omzundan vururdun. Istırabın uzaması profesyonelliğe sığmazdı. Acımasızlık, bu fahişe dünyada sunabileceğin en asil merhametti.
Maslak’ın tepesine çöken kurşuni, leş gibi bir İstanbul yağmuru vardı. Şehrin tüm lağımını ve pisliğini yutmaya çalışan o sağanak, kaskımın mat siyah vizörüne çarpıp intihar eden damlalar halinde aşağı süzülüyordu.
Rezidansın tam karşısındaki yarım kalmış inşaatın on sekizinci katında, beton bir kolonun gölgesine sinmiştim. Altımdaki Kawasaki Ninja H2R’ın modifiyeli motor bloku bacaklarımın arasında vahşi, yırtıcı bir hayvan gibi sıcağını koruyordu. Plakası sökülmüş, şasisi kazınmış, karanlıkta tamamen görünmez olsun diye mat siyaya boyanmış bir canavar. Tıpkı üzerimdeki kurşun geçirmez askeri deri ceket, taktiksel kargo pantolon ve parmak eklemleri karbon fiber takviyeli eldivenlerim gibi.
Cebimden buruşuk bir sigara paketi çıkarıp dudaklarımın arasına sert bir dal kıstırdım. Çakmağın alevi yüzümü bir saniyeliğine aydınlattığında, gözlerimin altındaki o uykusuz, ruhsuz halkaları gördüm. Derin bir nefes çektim; ciğerlerime dolan zehir, dışarıdaki o lanet rüzgardan daha çok ısıttı içimi. Tasmalı bir köpek gibi saatime baktım.
03:11.
Karşımdaki ultra lüks kulenin otuz ikinci katındaki çatı katı dairesini izliyordum. Hedef: Erdem Kozcu. Görünürde tekstil kralı, yeraltında ise limanlar üzerinden uyuşturucu ve kara para trafiğini yöneten tam bir haysiyetsiz. Mimar’ın bana şifreli ağdan gönderdiği dosyaya göre, adamın bu gece o dairede tek başına olması gerekiyordu. Korumalar ise sadece kapıda ve lobideydi.
"Hadi be Mete," diye mırıldandım sigaranın dumanını yağmura doğru üflerken. "Süren daralıyor siktir ettiğimin herifi."
Kaskımın içindeki mikro kulaklıktan statik bir cızırtı yükseldi, ardından Mete’nin o her zamanki duman altı olmuş, alaycı sesi kulak zarımı tırmaladı:
"Lan Alaz, amma dırdır ettin be oğlum. Sistemlerini hacklemek çocuk oyuncağı mı sandın bu heriflerin? Adamlar siber güvenlik için İsrailli bir şirkete dünyanın parasını bayılmış."
"Saniyeleri sayıyorum Mete. Küfretmeye başlayacağım az kaldı."
"Tamam, kes sesini. Jeneratör odasının kapısındaki şifreyi döngüye aldım. Binanın ana sunucusuna sızdım. Tam saat 03:14’te kameralar 45 saniyelik bir sahte kayıt döngüsüne girecek. Yani tüm o kameralar senin otoparka girişini değil, boş koridorları gösterecek. 45 saniyen var MS93. Sonra sistem kendini resetler ve