Aşk tehlikelidir. Her zaman sığınılacak bir kucak, ağlanacak bir omuz, yaslanacak bir sırt ya da güçlü duygularla kenetlenmiş kalpler sunmaz. Bazen acıyı, kederi ve yok oluşu getirip bırakır kucağımıza. Usul usul bizi tüketir. Ve sinsice bir yalana inandırıp en olmayacak kişiye güçlü duygularla bağlar. Sonra da bizi görmezden gelir ve çığlıklarımıza kulak tıkar.
Aşk kumardır. Doğru kişiye rastlarsanız geceler de gündüz kadar aydınlıktır. Kokladığınız her çiçek eşsiz kokudadır. Duyduğunuz her şarkı, kuş cıvıltıları, yağmurun sesi ve hatta kapı gıcırtısı bile sizi dansa kaldırır. Ama yanlış kişiye rastlarsanız gündüz bile geceye döner. Çiçekler, yağmur, kuşlar, yıldızlar bile gülümseyişinizdeki acıyı hisseder.
Bazı aşklar bir rüya gibi, bir masal gibi başlar. Bu duygular için kendinizi şanslı hissedersiniz. Ta ki hayatınızdaki renkler solana, gözlerinizdeki fer sönene kadar…
Ben de şanslı hissetmiştim. Ve bu his, yıllarımı çalacak bir tuzaktan fazlası değildi.
Ailem ve aşk… Bu ikisi hayatımı mahvetmişti. Yıllarca aynı döngünün, aynı acının içine sıkışıp kalmıştım. Hayatım boyunca kendimi ne bu dünyaya ne de aileme ait hissedebilmiştim. Bir eksiklik, bir terslik vardı. İçimde garip bir boşluk hissiyle mücadele ediyordum. Kimseyle derin bir bağ kuramamam belki de bu boşluğun en büyük sebebiydi. Ve içimdeki bu boşluğu şiddetle hissettiğim bir gün, hayatımın aşkını buldum. Görür görmez, onun da bu dünyaya ait olmadığını hissettim.
Her şey, herkes sustu. Zaman, siyah beyaz bir film karesinde sıkışıp kaldı. Ama rengarenk biri vardı. Ona bakarken gözlerimin parladığından emindim. Yıllarca arayıp bulamadığım çok değerli bir şeyi bulmuş gibi hissettim. Titrek bir nefes yükseldi ciğerlerimden, bir rahatlama hissettim. Karşımdaki adam; sanki omuzlarımdaki tüm yükleri almış, içimdeki tüm sesleri susturmuş ve yüreğimdeki tüm acıları silmişti.
“Senin burada ne işin var?” diye sormak, “Sen buraya ait değilsin!” diye haykırmak istedim. Yeryüzünde sadece o varmışçasına ona bakmaktan kendimi alamıyordum. Sanki bu adamı tanıyan biri tarafından ele geçirilmişim gibi ilginç sorular dönüyordu beynimde. Ve kendime gelip gözlerimi kaçırdığımda, kafamdan geçen her şey beni korkuttu. Ama bu korku gözlerimdeki ışıltıları ve içimde açan çiçekleri yok edemedi.
Hiç konuşmadan, sadece bakışlarımızla anlaşıyorduk. Çok garipti. İlk kez biriyle aramda böyle bir iletişim oluyordu. Sanki uzaktan birbirimizin zihnini okuyabiliyorduk. O ne zaman bir şey paylaşsa hissedip bakıyordum. Aklımdan geçen konuyu ya da mırıldandığım şarkıyı hemen onun hikayesinde görüyordum. Bunların bir tesadüf olduğuna inanmak istesem de öyle olmadığını hissediyordum. Sanki bu adam beni duyuyor ve aklımdan geçirdiklerime bile bir cevap veriyordu. Ya da ben onun zihnine sızıyordum ama farkında değildim.
Onun da benimle aynı