LİVİA
"Bir insanı öldürmek için elini kaldırmak zorunda değilsin. Bazen sadece 'bu geçici' demek yeterli."
Ben bunu Maria'ya söyledim.
“On dakika sonra bitecek”dedim. Sakin bir sesle, laboratuvarın soğuk beyaz ışığının altında, elimdeki notları tutarken.
Bitmedi.
Cam bölmeden bana baktığında gözlerinde üç şey vardı: kızgınlık, acı ve çaresizlik.
Eline taktığım serumun hortumunu boğazına sarmış elleri titriyordu ama bırakmıyordu. Parmak eklemleri beyazlamıştı; elinin kızarmasına, yanmasına rağmen kavrayışını gevşetmedi. Ta ki bilinci kesilene kadar.
Ben hiçbir şey yapamıyordum. Kapıyı içeriden o kilitlemişti. Ben ise cam bölmenin o soğuk yüzeyine avucumu dayayarak beklemiştim. Sanki bu basit hareket bir anlam taşıyormuş gibi. Sanki o cam parçalanırsa araya girebilecekmişim gibi.
Parçalanmadı. Ben girmedim. Maria öldü.
Deney sırasında elleri titrerken ona hâlâ sakin bir sesle "bu geçici, on dakika sonra bitecek, sadece biraz daha dayan" demiştim. Ona sakinleştirici verip bir gece uyuttuktan sonra ertesi gün beynindeki sınırı zorlamıştım. Ve o sınır kırılmıştı.
O günden bu yana altı ay geçti.
Hâlâ o deneyin notlarını silmeyi reddediyorum. Her satır, bir günah kaydı gibi. Silersem unutacağım. Unutursam yeniden yapabilirim. Ve ben bu günahı bir daha işlemek istemiyorum. O yüzden ruhumun derinliklerine kazıdım.
"İnsanlarla oyuncak gibi oynayamazsın, Livia. Onların da duyguları var."
Bu cümle, zihnimin duvarlarında her gün yankılanan bir ceza. Bir mantra. Bir zincir.
Eğer unutursam, Tanrı beni nasıl affederdi?
Sabahın onunda kapı çaldığında elimdeki çayı korkuyla döktüm. Sıcak sıvı karnımı yaktı.
Kapıda koyu lacivert takım elbisesiyle bir polis duruyordu, elinde kimlik kartı.
"Dr. Ardent?"
"Evet, benim."
O an beynim durdu. Düşünemedim. Sadece baktım.
Polis memuru yüzüme kısa bir gülümsemeyle baktı, sonra ciddileşti.
"Size bir vakadan bahsetmek istiyorum. Bir ilaçla ilgili. Dövüş kulüplerinde kullanıyorlar.Davranışı, algıyı, korku eşiğini değiştiriyor. Sokaktan gelen bilgiye göre korkuyu neredeyse sıfıra indiriyor. Ama formülün tam ne yaptığını bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Müsaitseniz içeride konuşabilir miyiz?"
Bir şey demeden başımla onayladım. Kanepeye oturdu, ben de karşısına geçtim. Gözlerimi onunkilere sabitledim.
"Bunları neden bana anlatıyorsunuz? Hakkımda açılan soruşturmayı biliyorsunuzdur."
"Analiz etmenizi. Ve yardım etmenizi. Onları durdurmak istiyoruz."
Tüylerim diken diken oldu. Hakkında soruşturma yürütülen, deneyleri yasaklanmış bir doktordan mı yardım istiyorlardı? Bu inanılır gibi değildi.
Aklımdan geçen ilk şey Amelia oldu. Benim kadar bilgili ve laboratuvarda hâlâ aktif çalışan bir nörokimyager. Neden ona gitmemişlerdi?
"Size arkadaşım Amelia'nın numarasını vereyim. O da bu alanda uzman. Ben uzaklaştırılmış biriyim. Üstelik arkadaşımın ölümünden sonra hâlâ toparlanabilmiş değilim. Altı ay geçti ama hâlâ hiçbir şeyi tam olarak anlayabilmiş değilim."
Cümlelerim titrek bir savunmaydı. Kurtarılacak insanlar vardı belki, ama ben hâlâ kendimi kurtaramamıştım.
Polis öne doğru eğildi. İsmi Albert'tı.
"Sizi seçmemizin sebebi, hakkınızda açılan soruşturma kapsamında bir kişinin ölümüne sebebiyet suçundan müebbet hapis yatma olasılığınızın çok yüksek olması. Teklifimiz şu; siz bize yardımcı olacaksınız,