Erva Aydın....
Büyük umutlarla ayrıldığım bu şehre, büyük bir yıkımla geri dönmüştüm. İstanbul başıma yıkılmıştı...
AŞTI' den çıktığım da bir taksiye bindim. Özlemiştim bu memleketti sonuçta. Bavulları taksinin bagajına ancak yerleştirebildik, bu kadar eşyam mı varmış benim ya? Resmen İstanbul'u Ankara'ya taşımışım. Öğlen ki sıcak hava gitmiş yerini hafif esen bir rüzgâra bırakmıştı fakat üşümüyordum. Taksinin camından dışarıyı izlerken telefonuma gelen mesajla düşüncelerimden sıyrıldım.
Gönderen: Anıl
Erva lütfen konuşalım.
Konuşacak ne kalmıştı? Hala onunla konuşacağımı mı sanıyordu? Cevap vermeyeceğimi anlamış olacak ki aramaya başladı. Açmadım. Ekranda onun ismini görmek bile olanları tekrar ve tekrar yaşamama neden oluyordu.
Gönderen: Anıl
Aç şu telefonu!
Mesajın hemen ardından tekrar aradı. Yine açmadım fakat ısrarının sonu olmadığını anladığımda çareyi telefonu kapatmakta buldum. Ankara'yı izlemeye devam ettim. Tanıdık sokaklara girdiğimizde eve yaklaştığımızı anladım. Hava güzel olduğu için yürümeye karar vermiştim. Evime çokta uzak olmayan bir sokakta indim. Toplanan eteğimi düzeltip bavulları sürüklemeye başladım. Küçükken çok sevdiğim eve girmek istemediğim sokağa sonradan oldukça yabancılaşmıştım. İstanbul derdine düşüp, ondan başka şehirlere gözlerimi kapatmıştım. Ama şimdi mahallemdeydim ve değerini geçte olsa anlamıştım. Evime, yuvama dönmüştüm. Bu sokakta büyümüş, bu sokakta düşüp kanatmıştım dizlerimi. İstanbul'da ise kalbim parçalara ayrılmıştı. Dizlerim iyileşmişti ancak kalbim iyileşir mi?
Derin bir nefes aldım. Upuzun dar sokaktan ilerlerken arkamdan ıslık ve adım sesleri gelmeye başladı.
"Bizim mahalleye ceylan gelmiş sekiyor." Dedi kalın bir ses.
" Abi ben öyle kase görmedim. Evir çevir."
Gayri ihtiyari arkama dönüp baktım. Benden başka kimsenin olmadığını görünce az önce çalınan ıslıkların da atılan laflarında muhatabının ben olduğunu anlamam zor olmamıştı. Benim mahallemde bana laf mı atıyorlardı ?
Ceylan... Kaseyi evir çevir... Kase diye laf mı atılır vizyonsuz ayı. Ceylan ne dağda mıyız hanzo?
"Ne diyorsunuz ya siz?" diye bağırdım. "Gündüz gözüyle kendi mahallemde yürüyemeyecek miyim ben? "
"Yürürsün yavrum yürürsün. Yürütürüz." Diyerek orta boylu olan bana yaklaşmaya başladı. Elimdeki valizleri bıraktım ve birkaç adım geri atip "O sesinizi kesin edebinizle durun kopartmayım ses tellerinizi." Diye bağırdım işaret parmağımı sallayarak. "Ne oluyor Erva, ne diye bağırıyorsun?" sesin geldiği yöne kafamı çevirdiğimde Baran'ı gördüm. Kaşlarını çatmış, bize doğru geliyordu. Kumral tenine resmen yapışan beyaz bir tişört ve kot girmişti. Yanıma ulaştığında, "Evra, ne oluyor?" dedi göz kırpıp kafasını hafifçe sallarken. Yanağındaki morluk dikkatimi çekse de şuan oldukça sinirliydim.
"Yok, mahalleye ceylan gelmişte kasesi varmışta sekiyormuş." Dedim git gide yükselen sesimle.
"Hangisi dedi onu?" dedi tehditkar bir şekilde tek kaşını kaldırırken adamları süzüyordu. Birini göstersem parçalayacakmış gibi hissettim. O yüzden sessiz kaldım. "Hangisi?" diye bağırdığında, "Bilmiyorum arkamdalardı." Dedim içime kaçmış sesimle. Bana