Küfürler ederek yeniden aşağıya baktığında, korkuyla yutkundu. Büyük ağaca yakın gözüken ama aslında hiç de yakın olmayan pencereye yaklaşmak için üzerinde olduğu dalda biraz daha ilerlediğinde, duyduğu küçük çıtırtılar ile daha çok korkmaya başladı.
"Püren, bittin kızım! Bu günü bir atlatalım elimden çekeceğin var."
Sevgili kuzenini öldürme planları yaparken, aşağı baktığında bulunduğu yerin yüksekliği ile başı hafiften döndü, midesi bulanmaya başladı ve yetmezmiş gibi üstüne bir kaç çıtırtı daha eklendi. Tüylerini diken diken eden korkuyla, küfürden duaya jet hızıyla geçiş yaptı.
"Allah'ım, sen bu deli kulunun sinirle ve korkuyla salladıklarını kaile alma. Zaten insan, nesli tükenmiş ailesinden son kalan iki kişiden birini öldürür mü? Böyle çatlaksa öldürür de beni biliyorsun, ağzım bozuk olsa da kalbim pırlanta gibidir!"
Gözlerini açıp alından yüzüne akan, avucunda birikip tutuşunu gevşeten teri düşünmemeye çalışarak pencereye odaklandı.
"Bir, iki..." diyerek dal üzerinde seri hareketlerle doğrulup atlarken, pencere önünde sigara içen iri adamı görmesiyle gözlerini araladı. Kocaman açtığı gözleri zamanı geri sarmasına hiç yardımcı olmadığından, ağzını bağırmak için açtı ve "üç" diyemedi. Çünkü ağzı fazlasıyla meşguldü.
Pencerenin önünde duran adamın üzerine düşmüş, işin kötüsü dudakları dudaklarına kenetlenmişti. Yıllarca uğraşıp planlasa, uygulamada bu kadar başarılı olamayacağı bir sahnenin başrol oyuncusu olmuştu. Üzerine düştüğü adamı görmek için gözlerini açtığında, ilk tepkisi donup kalmak oldu.
An itibari ile dudağına yapışan, yakışıklı oyuncu Aren Madran'dan başkası değildi. Düşerken adamın kolları refleks ile beline dolanmıştı, şimdi ise belinden kalçasına doğru bir rota tutturmuş gidiyordu. Kendisine sıkıca sarılmış, vücudunun alt tarafını olduğu gibi hissettiği bu adamın kim olduğunu biliyor ve onun tarafından öpülmüş olmayı kendisine hakaret sayıyordu. Dudağını ele geçirmiş pislikten kendini kurtarana kadar epeyce bir çırpınmış, zavallıyı kurtarabildiğinde ise aklındakini ortaya koymuştu. Azıcık soluklanınca kaybettiği sesini yeniden buldu ve "Lan, gebertirim seni!" diyerek tokadı sallayıp adamın üzerinden kalktı.
Ağzı bozuktu, tavırları erkeksiydi. Bu erkeleri kendinden uzak tutmak için zamanla geliştirdiği bir savunma mekanizmasıydı. Bu kaba ve saldırgan kıza dönüşmeden önceki halini bazen kendisi bile hatırlamakta güçlük çekiyordu ancak işe yaradığı için evriminden mutluydu.
***
Aren, şaşkınlıkla gözlerini açıp elini yanan yüzüne götürdü. Kızın biri onun için ağaca tırmanmış, üzerine atlayıp onu öpmeye başlamıştı. Buraya kadar olay zaten acayipti. Dudaklarının tadı bu kadar güzel olmasa çoktan evinden attırmıştı bile! Ancak ilk defa gül tadında dudaklar öpüyor, saf gül gibi kokan bir kızla karşılaşıyordu. Tüm olanlar içerisinde onu asıl şaşırtan, gülün dikenlerini batırmakta ve bir kaktüse dönüşmekte oluşuydu.
Duruşuyla narin bir gül goncasına benziyordu. Hızla inip kalkan göğsü, kızarıp kabarmış dudakları, al al yanakları ve kocaman açtığı içinde yeşil harelerin açık kahveyle birleştiği ela gözleriyle