Blackwood Kasabası
Ekim, 2013
🖤🌧️🏰🕯️🗝️🥀
Yağmur üçüncü gündür durmuyordu. Otobüs camından aşağı süzülen damlaları izlerken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk büyüyordu. Sanki bu kasaba beni çağırmıyordu, beni geri istiyordu. Dahası... beni hatırlıyordu. Şoför dikiz aynasından bana kısa bir bakış attı.
"Blackwood'a ilk gelişin mi?" Sesindeki tuhaf ton yüzünden başımı kaldırdım. "Hayır," dedim yavaşça. "Eskiden burada yaşıyordum." Adam birkaç saniye sustu, daha sonra gözlerini tekrar yola çevirdi."Öyle mi..." Bir şey daha söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. Otobüs kasabanın giriş tabelasının önünden geçerken mideme keskin bir ağrı saplandı.
☾ 🖤 BLACKWOOD 🖤 ☽
Tabela paslanmıştı. Alt kısmında siyah bir kumaş parçası rüzgârda hafifçe sallanıyordu. Kadife. Nedense gözlerimi ondan alamadım. Otobüs durduğunda dışarı çıktım. Soğuk hava yüzüme çarptı. Kasaba hâlâ aynı görünüyordu. Eski sokak lambaları, boş kaldırımlar, sessizlik... ama yine de bir şey değişmişti. Sanki bütün kasaba nefesini tutmuş beni izliyordu.
Valizimi yere bıraktım. Tam o sırada... birinin bakışlarını hissettim. Keskin soğuk ve rahatsız edici.Yavaşça başımı kaldırdım. Yolun karşısında siyah bir araba duruyordu. Camlar karanlıktı. Şoförü seçemiyordum ama biri içeriden beni izliyordu. Eminim. Hayır, emindim. Kalbim hızlı atmaya başladı. Bir adım geri attım. Sonra araba yavaşça hareket etti. Geçip giderken arka cam kısa bir anlığına aşağı indi. Ve onu gördüm. Siyah saçlıydı. Soğuk gözlerle ve ifadesiz bir yüzle öylece bakıyordu... ama gözleri... tanıyormuş gibi bakıyordu. Sanki beni yıllardır bekliyormuş gibi araba gözden kaybolduğunda nefes aldığımı fark ettim.
"Ela?" Arkamdan gelen kadın sesiyle irkildim. Teyzem beni sıkıca sarıldı ama gözleri gergindi. "Yol yorucu geçti mi?" diye sordu."İyiydi." dedim. Yalan söyledim. Çünkü değildi. Bu kasabaya adım attığım andan beri içimde kötü bir his vardı. Sanki bir şeyler tekrar beni buluyordu. Tekrar bir şeyleri yaşayacakmışım gibi hissediyordum. Teyzem valizimi aldı. "Eve gidelim. Hava kararmadan önce." Kısık bir sesle söyledi. "Bu kasabada hava hep karanlık gibi." Söz ağzımdan çıktığı anda yüzündeki ifade değişti. Bir saniyeliğine korkmuş görünüyordu, sonra hemen toparlandı. "Bazı şeyler değişmez." diye söyledi.
Arabaya bindik. Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadı. Sadece radyodan gelen cızırtı sesi vardı. Yağmur camlara sertçe vuruyordu. Tam evin bulunduğu sokağa girerken gözüm ikinci kattaki bir pencereye kaydı. Bir adam duruyordu. Bizi izliyordu. Kapkaranlık odanın içinde hareketsizdi. Yüzünü seçemiyordum ama onun olduğunu hissettim. Otobüs durağındaki çocuk. Kalbim tekrar hızlı atmaya başladı. Neler oluyordu bana? Kim benim peşime gelsin ki?... "Kim o?" diye sordum anda teyzem aniden frene bastı. "Ne?" diye sordu. "Penceredeki adam." dedim. Teyzem hızla cama baktı. Pencere boştu. Kimse yoktu. Bir anda hayal gördüğümü sandım ama az önceki arabada gördüğüm adamı hayal sanmazdım. Gerçekti. Çünkü gerçekti... değil mi?. "Ela..." dedi