“Hiç kimseye inanma çünkü en güvendiklerinin maskeleri en karanlık anlarda ortaya çıkar.”
(SAHNE ARKASI)
Bazen insanı en çok korkutan an, içindeki karanlığın bir nedene ihtiyaç duymamasıdır. O zamanlarda her şey biraz daha farklı hissettirir. Sesler susar, karanlık üzerine bir sis misali üzerine çökmezdi.
Kanında akan adrenalin vücuduna büyük bir tatmin verdiğinde yaşadığını hissederdin.
Arkamda kalan manzaradan gözlerimi kaçırıp aynaya kilitlendiğimde, gözlerimdeki vahşi kızı gördüğüm an dudaklarım usulca yana kıvrıldı.
Sahte masumiyetin simgesi olan beyaz renkli gömleğim, koyu lekelerle kaplandığında gözüme daha farklı göründü. Yerde yatan bedene kilitlendiğimde acele etmem gerektiğini anladım. Her an biri gelebilir ve bunu canıyla öderdi.
Masum insanların zarar görmesi işime gelmezdi tabii ki.
Aniden başıma vuran sert bir ağrının etkisi ses çıkarmama neden olduğunda, karanlık kampüste sesler gelmeye başladı.
Hızla tuvaletten dışarıya çıktığımda soğuk havanın etkisiyle ürperdim.
Kameralar ya da içerideki kız umurumda bile değildi. İstediğim şey buradan daha fazla uzaklaşmak ve bir an önce kendime gelmekti.
Adımlarımı hızlandırarak arabama bindim ve kampüsten uzaklaştım.
Kafamın içindeki sesler ellerimi titretiyor, başımı döndürüyordu. Ani frenle durduğum otoban yolunda gözlerimi kapattığımda az önce ne yaptığımı yeni fark ettim.
Ben Eflin Kıraç. Ve ben masumları değil de masumiyet arkasına saklanan maskelerin ardındaki canavarları avlayan bir avcıyım.
Ve sen, karanlık psikolojimi okumaya cesaretin var mı?
(Lanet Pazartesi sabahı)
“Eflin uyandın mı?”
Yatağımın başında bağırıp duran bu aptala bağırma içgüdümü bastırarak gözlerimi araladım. Hiç sevmediğim pembe renkli etek takımıyla Defne tam karşımdaydı.
“Hadi Eflin, geç kaldık diyorum. Daha üstünü giyinmemişsin!”
Dolabıma ilerleyerek bir şeyler yapıyordu ama o aptal okul umurumda bile değildi. Dün geceki adrenalin tüm kaslarımı sıkmış, büyük bir acıyı da bana bırakmıştı. Kolumun da acısıyla dayanamayıp bağırdım.
“Ev arkadaşıyız diye bana karışabileceğini kim söyledi sana?”
Defne bozulsa bile fark ettirmeden konuştu:
“Ben... ben sadece sosyal hayatına dön istiyorum Eflin.”
İyilik meleği tavırları sinirlerimi bozduğundan lafını kestim:
“Benim hakkımda karar vermeden önce bana danış.”
Defne gözlerime boş boş bakmış ve ardından odamdan hızla çekip gitmişti.
Düzenime ya da hayatıma karışılması tahammülü olmayan bir şeydi benim için. İnsanlar her şeyin en mükemmelini kendi bildiğini sanan bir avuç asalaktan başka bir şey değil.
Uyumaktan bozulmuş kızıl rengi saçlarımı hızla yukarıdan topuz yapıp yağmurlu havanın bıraktığı boğucu sisli günün başlangıcına yine lanet ettim.
Tuvalete geçtiğimde yüzüme sıçrattığım soğuk su beni uyandıran asıl şey oldu. Karşımdaki aynaya baktığımda göz altımdaki damarlarımın yeşilliğinin bıraktığı çirkinliğe baktım ve daha fazla dayanamadan içeriye geçtim.
Dolabıma baktığımda siyah taytım ve siyah atletimi giyip kulaklıklarımı taktım.
Defne mutfakta bir şeyler hazırlıyordu ama umrumda bile değildi. Şu anda tek isteğim saatlerce koşmak ve içimdeki bu gereksiz nefreti kusmaktı.
Gökdelene benzeyen bu binadan çıktığımda bir nebze de olsa rahatladım. Puslu havada koşmayı