1. Bölüm
🫀
Sevdiğini Saklamak
Varkan Eren Erel'den…
Boynumu iki yana doğru ağır ağır çevirdim. Günün ağırlığı omuzlarıma çökmüş, enseme kadar çıkmıştı. Saatlerdir aynı masanın başındaydım; önümde üst üste yığılmış dosyalar, birbirine karışmış isimler, bitmeyen raporlar…Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım, sonra önümüme düşen sayfaya yeniden odaklandım.
Rakamlar, isimler, tarihler… Hepsi birbirine karışmıştı.
Sonra tekrar önündeki dosyaya eğildim. Parmaklarım satırların üzerinde geziniyor, zihnim okuduklarımla kavga ediyordu.
Tam o sırada kapı hafifçe aralandı.
“Komiserim, şüpheliyi getirdik.”
Ses, zihnimde yankılandı. Başımı dosyadan kaldırmadan, boynumu bir kez daha çevirdim. Parmaklarımın arasında sıkışıp kalan kâğıdı buruşturup masanın üzerine fırlattım.
“Hangi şüpheli Vedat?” dedim, bir yandan da önümdeki dosyayı kapattım ve diğerlerinin arasına yerleştirdim. Sesim, niyetimden bağımsız şekilde sert ve yorgun çıkmıştı.
“Hesabından yasa dışı örgütlere para aktarılan kadın…”
Sözcükler kulaklarımda yankılandı. Göğsümde hafif bir baskı hissettim.
“Kadın mı?” dedim. Kaşlarım istemsizce çatılmıştı, duyduklarım ile…
Çünkü o dosyada bir kadın ismi yer almıyordu. Gözaltı talimatı verdiğim kişiler arasında bir kadın bulunmuyordu. Böyle bir ayrıntıyı atlamam mümkün değildi. Bir yanlışlık olmalıydı.
Vedat başını hafifçe salladı. Üniformasının omuzları gergindi.
“Evet komiserim. Temur Başkomiser’in emriyle sabah saatlerinde operasyon düzenledik.”
İçimde tanıdık bir his yükselmeye başladı. Sinir, ağır ama yakıcı bir şekilde damarlarıma yayıldı. Çenemi sıktım.
“Of Temur… of…” dedim. Sözler dişlerimin arasından zorla çıktı. Yine bildiğini yapmıştı. Yine bildiğini okumuştu, bana ait olan dosyaya el atarak...Elimdeki kalemi masaya fırlattım, yüzümü sıvazlayarak kendimi toparlamaya çalıştım. Sandalyede yaslandım, derin bir nefes çektim.
“Haberim yoktu benim, Temur yine bildiğini yapmış size…”dedim, derin bir nefes alarak. “Ne zaman aldınız, peki Vedat bu adamı?”
Vedat aceleyle konuştu bu defa:
“Sabah saatlerinde aldık komiserim. Bizim ekip ile aldık hatta...”
Masaya yaslandım ve bakışlarımı Vedat’a çevirdim, içimde yükselen öfke ve şaşkınlık arasında denge kurmaya çalışıyordum.
Masaya yaslandım ve bakışlarımı Vedat’a çevirdim.
“Peki… Şimdi nerede, bu kadın?”
“Sorgusu alınıyor,” dedi Vedat. Sesi çekingen ve temkinliydi.
“Bu kadın kim? Dosyası neden bende yok?!” diye sordum. Sesimdeki sertlik artık gizlenmiyordu.
“Beliz Türkmen komiserim. Dosyası Temur Başkomiser’deydi…”
İsmi duyduğum anda zaman yavaşladı. Odanın içindeki sesler boğuklaştı ve çevrem bulanıklaştı. Göğsümde ani bir sıkışma hissettim. Kalbim hızlandı ve boğazıma doğru yükseldi. Nefesim düzensizleşti.
“Ne dedin sen?” dedim. Sesim, az önceki sertliğin aksine daha düşük ama daha tehlikeliydi.
Vedat’ın yüzü bir anda gerildi. Bakışları kaçtı, ardından yeniden bana döndü. Nefesi düzensizleşti. Yutkunmakta zorlandı.
“Be… Beliz Türkmen,” dedi.
O an içimde bir şey koptu. Kalbim göğsüme sığmayacak kadar sert atmaya başladı. Düşüncelerim birbirine karıştı ve kontrolümü zorladı.
Masamdan hızla ayağa kalkmam ile sandalye, arkaya doğru gürültüyle savruldu.
“Beliz nerede?!”
Sesimle beraber irkildi. İlk defa bu kadar yüksek öfkeli halimle, karşılaşıyordu o da benim gibi…
“İkinci sorgu odasında Komserim,” dedi Vedat. Bakışlarını kısa