Vera Arden
Akşamın son ışıkları atölyemin camlarından içeri süzülüyordu.
Güneş batmaya yaklaştıkça içerideki her şey altın rengine bürünüyordu. Ahşap çalışma masam, duvara yaslanmış boş tuvaller, yarım kalmış restorasyonlar…
Burası benim dünyamdı. İnsanlar buraya girdiklerinde eski tablolar görürdü. Ben ise insanların dokunmaya cesaret edemediği geçmişi görürdüm.
Masamın üzerindeki tabloya yeniden eğildim. Yaklaşık iki yüz yıllık bir portreydi.
Yıllar boyunca üzerine sürülen vernik yüzünden renkleri sararmış, detayları neredeyse kaybolmuştu.
İnce fırçamı çözücü sıvıya hafifçe batırdım.Sonra tablonun küçük bir köşesine dokundurdum. Yavaşça.
Eskimiş vernik tabakası çözülmeye başladı. Altından canlı bir mavi ortaya çıktı. İşte bu yüzden bu işi seviyordum.
İnsanlar buna temizlik diyordu. Ben buna nefes vermek diyordum. Her tablo yıllar içinde kirlenirdi. Ben sadece onun gerçek yüzünü yeniden ortaya çıkarıyordum.
Saatler nasıl geçmişti bilmiyordum. Zaten çalışırken zamanı hiçbir zaman hissetmezdim. Telefonum bile sessizdeydi. Çünkü dikkatim dağıldığında elim sadece bir santim kaysa…
Yüzlerce yıllık bir eser sonsuza kadar zarar görebilirdi. Fırçamı bıraktım. Geri çekilip yaptığım işe baktım. “Tamam.”
Restorasyon bitmişti. Ama günüm henüz bitmemişti. Atölyemin arkasındaki laboratuvara geçtim.
Burası önümdeki büyük çalışma alanından tamamen farklıydı. Her şey beyazdı. Cam dolaplar. Mikroskoplar. Şişeler. Tek bir toz tanesi bile istemezdim.
Dolabın en alt rafından, gizli bölmeden ahşap kutuyu çıkardım. Kutuyu açınca içindeki tablo bana baktı. Aslında…
Bakan bendim. Çünkü o tablo henüz hiçbir müzeye ait değildi. Henüz hiçbir koleksiyoncu onu görmemişti.Çünkü onu ben yapıyordum.
İnsanlar bana dünyanın en iyi restoratörlerinden biri diyordu.
Bilmiyorlardı ki…
Aynı zamanda dünyanın en iyi sahtekârlarından biri de bendim. Gerçek tabloyu yanıma koydum. Sonra kendi yaptığım tabloyu. Uzun süre ikisine baktım. Bir zamanlar hangisinin sahte olduğunu anlamak kolaydı. Artık değildi.
Bu düşünce yüzümde küçük bir gülümseme oluşturdu. Belki de ilk kez… Ben bile bir anlığına hangisinin gerçek olduğunu düşünmek zorunda kalmıştım.
Tam o sırada telefonum titreşti. Ekrana baktığım anda gülümsedim.
Ada.
“Kafeyi kapatmıyorum. Geliyorsan şimdi gel.”
İstemeden saate baktım. Yine geç olmuştu. Telefonu cebime koydum.“Geliyorum.”
Atölyenin ışıklarını tek tek kapatırken dışarıda hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Atölyenin ağır demir kapısını arkamdan kilitledim. 📖 Uygulamada Oku