“Hayır, şu anda düzenleme yapıyorum. Konuştuğumuz, senin dediğin gibi düzenlemeler yapıyorum”
“Neden bir anda fikrini değiştirdin”
“Düşününce yara izinin kalmasının mantıklı olmadığını anladım diyelim.”
“O zaman sen yazmana devam et, bölmeyeyim. Keyifli yazmaları”
“Teşekkürleer”
Telefonu kapatıp masaya koydum.
Kitabımda ki kötü karakterden bahsediyordum. Kitabımda ki kötü karakter mavi ve gri tonlarının karışık renginde ve çekik gözlere sahipti.
Hem asil hem savaşçı bakıyordu. Yazık, canım karakterim çok ama çok acı çekmişti.
Çektiği acılarının kanıtı olaraksa çenesinde derin orta boylarda yara izi vardı. Yara izi ne çok büyük ne de çok küçüktü.
Kitabım eski zamanlarda geçiyordu. Başrol karakterlerin birbiriyle bağ kurabilmeleri için kötü karakterini kullanmıştım.
Asil bakmasının sebebi yıkılmış bir krallığın kötü varisi olmasıydı.
Savaşçı bakmasının sebebi de aynıydı aslında. Yıkılmış bir krallığın kötü varisi olmak...
Saçları siyah rengin en koyu tonundaydı.
Kitap yazdığım masamın tam önünde cam vardı. Dağ evinde yaşıyordum, çok arkadaşım olmadığı ve ailem de yaşadığım ülkede olmadıkları için şehirde yaşamaya gerek duymuyordum.
Herhangi şehirle bağlantılı olan bir mesleğimde yoktu. Yazarlık yapıyordum.
Dışarısı akşama yakın karanlık, yağmurlu ve rüzgarlıydı.
Bu havalar için ölürdüm sanırım, öyle ki bayılıyordum.
Dışarıyı biraz izledikten sonra yazmaya devam ettim. Ne kadar süre yazdığımı bilmiyordum ama akşam üstü olan hava şimdi kap karanlıktı.
Kitap yazdığım oda aynı zamanda oturma odam ve kütüphanemdi.
Biraz dinlenmek adına tam koltuğa uzanacaktım ki ışıklar gitti. Muhtemelen yine şarteller atmıştı. Işıkların gitmesini sorun etmezdim çünkü bir dağ evinde olası şeydi bu.
Işıkların gitmesine alışık olduğum için hemen mum buldum ve yaktım. Şarteller bodrum katında ki oda da kalıyordu.
Mumu ve çakmağı yanıma alıp oturma odamdan koridora çıktım. Dış kapı arkama denk geliyordu.
Tam bodruma inen merdivenden aşağı inecektim ki dış kapının açılma sesiyle durdum. Kalbim ağzımda atmaya, göğsüme nefes gitmemeye başlamıştı. Çünkü evimin anahtarı ailemde bile yoktu ayrıca ben her akşam kapıyı kitler öyle otururdum. Bu da demek oluyordu ki birinde anahtar vardı...
Sırtım hala dış kapıya doğru bakıyordu.
Sakince arkamı döndüm.
Dışarıdan içeri giren kişi bir adamdı. Yüzünü göremesem de en azından erkek olduğunu anlayabilmiştim.
Kapıdan içeri girmemiş ıslak haliyle öylece kapıda dikiliyor bana bakıyordu tabii ki bende ona.
Biraz böylece kaldıktan sonra yavaşça içeri adımladı.
Kapıyı kapattı.
Sanki kaçamayacağımdan eminmiş gibi kapıyı kitleme gereği bile duymamıştı. Kabanını çıkarıp kapının yanında ki askılığa astı.
Öyle rahat hareket ediyordu ki sanki kendi eviymiş gibi.
Ben yerimden kıpırdayamazken ahşap zeminde ayak sesi yankılandı.
Ben hala yerimde duruyordum. Dışarıdan evime giren kişi bana doğru yürüyordu.
Gelen her kimse nefes almamı daha da zorlaştırmıştı. Kalbim... Bir an kalbimin durduğumu bile sandım.
Sakin olmalı ve kaçmalıydım ama yerime çivilenmiş gibi kımıldayamıyordum.
Ben yerimde dururken o adam aramızda 1 adım mesafesi kalıncaya kadar yürüdü ve 1 adım mesafesi kalımca durdu.
Bu