Herkese merhaba. Yeni kitabımla geri gelmiş bulunmaktayım. Umarım beğenirsiniz ve ben umarım sonuna kadar götürürüm kitabı.
Keyifli okumalar dilerim.
Her şey bir gecede değişmeye başlamıştı. O geceden sonra herkesin hayatı eskisi gibi olmayacaktı. Bunu iliklerine kadar hissediyordu. Korkuyordu, biliyordu. Bazı şeylere mecbur kaldığı için, kendi adına kararlar verildiği için isyan etmek istiyordu. Yapamayacağını da biliyordu. Elleri kolları bağlıydı. Gerçek manada değildi bu. Görülmez bir ip varmış gibi hissediyordu.
Kimden bahsedildiğini merak mı ediyorsunuz? Etmelisiniz, çünkü bende merak ediyorum. Onun kim olduğunu?Yolculuğunu? Nelerden vazgeçtiğini? Neler yaşadığını? Bunu birlikte öğreneceğiz. Ama önce o gece neler olduğunu, neler değişti onu öğrenelim.
Rüzgar bir farklı esiyordu o akşam. Sanki olacakları fısıldıyor, önüne geçmek için uğraşıyordu. Düşman pusuda bekliyordu. Casuslarından bekledikleri kişinin bu yolu kullanacağını öğrenmişlerdi. Yanında ise çok değerli bir şey vardı. Ele geçirilmesi gereken bir şey.
İkisini de ele geçirmeden dönerlerse öleceklerini biliyorlardı. Efendileri acımazdı. Açık ve net bir şekilde ifade etmişti bunu onlara. Ya ele geçirecekler ya da oracıkta öleceklerdi. Her iki şekilde de o değerli eşyayı alıp efendilerine götürmeleri şarttı.
Kıpkırmızı saçları ve kırmızının en koyu tonunu taşıyan gözleri vardı. Boyu ortaydı. Çirkin bir görüntüsü vardı. Onu gören ikinciye dönüp bakmazdı. Herkes ona Zargoth diyordu. İsmi gibi karanlığın efendisiydi, gölgelerin içinden geliyordu.
Elinde tuttuğu uzun kılıç oldukça solgun duruyordu. İki omurganın arasına girecek kadar keskin, en sağlam zırha çentik atacak kadar güçlüydü. Sinsi bir avcı gibi avını bekliyordu.
Rüzgar bir kez daha esti. Bu kez şiddetliydi. Yaşanacak her şeye şahitlik etmek ister gibiydi. Rüzgarla beraber bir koku duydu Zargoth. Bunlar beklediği kişilerdi. Casusları doğru söylemişti. Diğerlerine işaret verdi saklanmaları, ondan bir işaret beklemeleri için.
Yavaş ve sessiz adımlarla kalın ağaçlarının arkasına geçmişlerdi. Görünüşleri her ne kadar insan gibi olsa da aslında değillerdi. Çarpık görüntüleri vardı. Derileri insanlara göre biraz kalındı. Güç bakımından üstünlerdi. Başların da çok belli olmayan boynuzları vardı. Tek başlarına bir danayı rahatlıkla devirip yiyebilirlerdi. Öldürme ya da köle işlerinde kullanılmak için idealdi Zargoth’a göre.
Kısa bir süre bekledikten sonra at sesleri gelmeye başladı. Hedef yaklaşıyordu. Zargoth elini kaldırdı, bunu gören urgallar ellerinde tuttukları kılıcı sıkıca kavradılar. İkinci bir işaretler saldıracaklarını biliyorlardı.
Bekledikleri hedef görünmüştü. Üç beyaz at ve biniciler. Atlar narin göründükleri kadar asillerdi. Tıpkı binicileri gibi. Üçü de erkekti. İçlerinden bir tanesi önden ilerliyor, liderlik yapıyor gibi görünüyordu. İki erkek de simsiyah saçlı, kahverengi gözlüydü. Diğeri altın sarısı saçlarıyla dikkat çekiyordu. Mavinin en koyu tonunu taşıyan gözleri vardı. Oldukça kalıplı duruyorlardı. Tıpkı yıkılmaz bir duvar gibiydiler. Üçü de atın üstünde olmalarına rağmen uzun boylu oldukları anlaşılıyordu.
Zargoth