Bugün ölmezsem, bundan sonra gelecek darbelerden ölmem.
Onlar konuşurken kahve hazırlamam, servis etmem rüya gibiydi. Ağzımı dahi açamadım. Yiyecek servisi başladığında artık kendimi daha fazla tutamıyordum. Masaya tutunmak isterken başımı masanın kenarına vurmamla beraber annemden bir çığlık koptu. Kendimi havada uçuyor gibiydim. Gözlerimi zorla araladığımda bir çift mavi gözle karşılaştım. Son gördüğüm o mavi gözlerle gözlerim tekrar karanlığa gömüldü.
OLAYDAN BİRKAÇ SAAT ÖNCESİ
Annemleri bir anlayabilsem keşke ama hiçbir zaman anlamayacağım. Evlendirmek için sarf ettikleri çabayı keşke benim mutluluğum için çabalasalardı. Şimdi daha mutlu olurdum, inan ki. Kabustu benim için. Özellikle hiç haber vermeden koşuya çıkmıştım Zehra’yla beraber. Evde olmadığım anlaşıldığı anda kıyamet kopacaktı ama umurumda bile değildi, inan ki.
Öfkeliyim. Herkese, her şeye rağmen hayatımı yaşayamadan, yeni ortaklık adına bir malmışım gibi evlendirilmek istenmem beni zorluyordu. Buna en kısa zamanda çözüm bulmalıyım ama nasıl yapacaktım, hiç fikrim yoktu. Zehra’yla her zamanki dedikodu kazanına düşmüştük.
“Ciddi misin, Zehra? Nasıl olur da duymadım ben bunu? Yasemin demek ki istemediği hâlde âşık olmuş ha?”
“Dalga geçme, Vera ya. Onun anlatması öyle. Ne bileyim, öyle bir havaya girmiş ki!”
“Bana göre süzme salak ya. Âşıkmış mış da bal gibi anlatıyor ya bu kız. Safın önde gideni, kullanmasın çocuk bunu.”
“Bana da öyle geliyor da kokusu çıkar yakında. Biz de ona göre hareket ederiz.”
“Sanmıyorum. Bizimkilerin evlendirme programı yeniden alev aldı. Ben olmayabilirim ama yönlendirebilirim belki.”
“Deme öyle, kötü oluyorum inan ki.”
“Gerçekler öyle maalesef. Şimdi bana bak, bu deli kız uslu durur mu? Evlilik benim neyime ki?”
“Ya bir dur, deli. Şimdi çarpacaksın!”
Demeye kalmadan hopp, direk gibi bir şeye çarpmıştım. Ama direk bu kadar yumuşak olamazdı herhalde. Şöyle bir bakayım dediğimde bir çift mavi gözle karşılaştım. Ateş gibi yakıcıydı ama bir farkla; buz gibi. Buz yanığı gibiydi.
Yok kızım ya, saçmaladın iyice. Koskoca adama çarptın işte, hem de kendi öküzlüğümle. Zavallım Zeynep şok olmuş, öylece bakıyordu. Tam kendi deliliğimi anlatıyordum ki bunu bir şekilde kanıtlamıştım.
O an hızlı düşünmeli, işi şaklabanlığa dökmeliydim. Amannn, neyse ne. Daha fazla uzatmadan kalkmaya çalıştım ama nafile. Mengene gibi elleriyle tutmuştu beni.
“Pardon, beni bırakır mısınız artık, deve bey?”
Yok artık, kendimi aşmaya başlamıştım. Deve ne ya?
“Anlamadım, bir cüce bana deve mi dedi? Hem çarpan sizsiniz, ne haddi ne?”
İşte şimdi sinir olmuştum. Bana, bana cüce dedi. Allah’ım, onu orada öldürebilir, kaza süsü verip çekip gidebilirim. Altta kalır mıyım hiç?
“Deve olduğunuz için olabilir mi acaba? Ay, rahatlıkla şaka da yapamayacağız anlaşıldı. Deve bey…”
Zehra şok içinde konuşmayı takip edemiyordu artık. Üstümden beni öyle bir attı ki canım çok yanmıştı. Öküz, öküz işte…
“Öküz