BAŞLIYORUZZZ!!!
Başlangıç Tarihi alalım :)
Hepinize iyi okumalar! Uzun zamandır kafamın içini meşgul eden kurgum sizlerle 😛
***
New York’un üzerine çöken o gri bulutlar, şehrin gürültüsünü bastıran uğursuz bir sessizlikle dağılıyordu. Ama o şık, dışarıdan bakıldığında huzur kokan evin çatı katında, zaman çoktan durmuştu. Odanın ortasında, tavandaki kancadan sarkan tek bir ampul, zemindeki kan gölcüğünün üzerinde titreyen sarı bir ışık bırakıyordu.
Sandalyeye bağlanmış, gözlerindeki o saf korkuyla tir tir titreyen kadın, son bir umutla dudaklarını araladı ama tek duyulan boğuk bir hıçkırıktı.
“Şşş, bebeğim... Makyajın akıyor, böyle hiç seksi değilsin.”
Flawless, kadının tam karşısında durmuş, elindeki gümüş saplı bıçağı parmaklarının arasında bir kalem gibi çeviriyordu. Yüzündeki o kusursuz, şeytani gülümseme hiç bozulmuyordu. Eğildi, kadının kulağına doğru yaklaştı; nefesi buz gibiydi ama sesi kadife kadar yumuşaktı. “Bana bak tatlım. Bu evde misafir olmak bir ayrıcalıktır. Ama sen kuralları çiğnedin. Kaçmaya çalışmak... Ah, bu kalbimi çok kırdı.”
Bıçağın ucunu kadının çenesine yaslayıp başını yukarı kaldırdı. “Biliyorum, şu an içinden ‘lütfen yapma’ diyorsun. Ama inan bana, birazdan çıkaracağın o sesler, bu odadaki en güzel beste olacak. Kirli konuşmamı ister misin? Yoksa doğrudan işe mi geçelim?”
O sırada odanın köşesindeki eski koltukta bacak bacak üstüne atmış, elindeki elmayı bıçağıyla soyan biri kahkaha attı. Darkness, elmas gibi parlayan gözlerini kurbanına dikmişti. “Hadi ama Flawless, kızı korkutma! Bak, titremekten sandalye gıcırdayıp duruyor, konsantrasyonum bozuluyor burada.”
Darkness ayağa kalktı, elindeki elma dilimini ağzına atıp çiğnerken kadının etrafında bir sırtlan gibi dönmeye başladı. “Biliyor musun küçük kuş, geçen seferki kız senin kadar dayanıklı değildi. Yarım saatte pes etti. Umarım sen beni biraz daha eğlendirirsin. Mesela, şu tırnaklarını tek tek koleksiyonuma eklememe ne dersin?” Genç kız felç geçirmiş gibi Flawless’a bakıyordu. “Şaka yapıyorum canım, yüzün öyle asılmasın. Sadece birkaç tanesini alacağım, fazlasını istemiyorum.” Attığı kahkaha, odanın soğuk duvarlarında yankılanırken kadının çığlığı, Darkness’ın elindeki penseyi gördüğü an patladı. Ama Darkness, kadının acı dolu feryadına karşılık sadece neşeyle ıslık çalıyordu. Bu onun için bir işkence değil, bir Pazar eğlencesiydi.
Ve odanın en karanlık köşesinde, gölgelerin bile ondan korktuğu o yerde, Jester duruyordu.
Hiç hareket etmiyordu. Siyah maskesinin ardındaki gözleri, kadının her bir titreyişini, her bir gözyaşını santim santim kaydediyordu. Elindeki uzun, ince şişi parmakları arasında sıkıca tutuyordu. Tek bir kelime bile etmedi. Arkadaşları dalga geçerken, Flawless kadının boynuna küçük, kanlı öpücükler bırakırken Jester sadece bekledi. O, final sahnesinin adamıydı.
Saatler geçti. Odanın havası ağırlaşan metalik kan kokusuyla doldu. Flawless’ın manipülatif fısıltıları, Darkness’ın o tüyler ürperten “eğlenceli” işkenceleri kadının ruhunu çoktan teslim almıştı. Kadın artık yalvarmıyordu