Hastanenin hemşire dinlenme odasında bir önceki geceden mesaiye kalmış fakat neredeyse her yeri tutulmuş olarak yatan Belin, bedeninin artık iflas etmek üzere olduğunu biliyordu. Genç kadın yorgundu, iyi beslenmiyordu. Her an ayakta bayılacakmış gibi hissediyordu. Ayakta durabilmek adına her gün almış olduğu vitaminler artık yeterli gelmiyordu. Günde sadece 1 saatlik klinikte dinlenmesi sonucu uyuyabiliyordu.
Üstelik sadece klinik yemeklerini yiyebiliyordu ve yoğunluktan bazen ona da geç kalıyordu. Bütçesini sarsmamak açısından dışarıdan yemekte söyleyemiyordu. Elinde küçük bir miktar parası kalmıştı. Onu da hiç bozmadan ev kirasına yatırmalıydı çünkü ev sahibi, kiranın bir gün bile geciktirse onu kapının önün koymayla tehdit ediyordu.
Adam, eceline yolu yarılamıştı fakat imandan çok paraya değer veriyordu. Bu tip insanların paradan başka bir şey düşünmediklerini çok iyi biliyordu. Kontratı olmasa onu anında kapının önüne koyardı ve kontratının bitmesine sadece 2 ay kalmıştı. Belin, kontrat bitiminde kirasına şu anda verdiğini iki katı zam yapacağını biliyordu ve o zaman geldiğinde ne yapacağını da bilmiyordu.
Her ne kadar yorgunluktan ölüyor gibi hissetse bile gece vardiyası bittiği için gündüz vardiyasına başlaması için sadece 10 dakikası vardı. Personeller için birazdan kahvaltı servisi yapılacaktı. Bu durum daha önce yoktu. Kuzey Ataman geldiğinde Klinikte güzel anlamda gerçekleşen uygulamalardan biriydi. Bu sadece 15 dakika sürüyordu ve bir an önce gözlerini açıp yemek salonuna gitmez ise öğlen yemeği saatine kadar kahve ile yetinmesi gerekecekti.
Genç kadın bir bardak daha aç karna çay veya kahve içecek olursa kesinlikle kusacak olduğunu kesinlikle biliyordu. Her ne kadar bir beş dakika kadar daha uyumak istiyor olsa bile derin bir nefes alıp gözlerini açtı. Ayaklarını cenin pozisyonuna getirerek uzandığı koltukta oturur pozisyona geldi ve o an karşılaştığı bakışlar ile anında nefesi kesildi. Çünkü hemen karşısı da oturduğu tek kişilik dinlenme koltuğunda ellerini göğsünde birleştirmiş bir şekilde onu izleyen Kuzey Ataman ile donup kalmıştı. Genç adamın bakışları, soğuk ve sorgulayıcıydı. Neler olduğunu şüphe ile süzüyor gibiydi ve Belin, içinde hissettiği korku ile yutkundu. Bu, hiç ama hiç iyi olmamıştı. Hemen kendini toparlayarak panik dolu sesi eşliğinde hızla,
“Kuzey Bey, uyuya kal..” Daha cümlesini bitirmeden Kuzey biraz sert, biraz sorgulayıcı, biraz da şüpheci bir ses eşliğinde
“Bana, burada uyuya kalmanı değil, neden bu kadar çok çalışmaya ve paraya ihtiyacın olduğunu anlatmayı dene” dediğinde Belin biraz duraksadı. Bir an ne diyeceğini bilemeden yanlış anladınız demek istedi. Fakat daha cümlesini bile bitirmeden Kuzey, keskin bir ses eşliğinde parmağını ona doğrultarak,
“Kesinlikle yalan olmadan” diye uyardı. Çünkü genç adam