Kitaplar Özellikler İletişim İndir
VENDETTA
Dark Romance

VENDETTA

3Beğeni
7Okunma
1 Bölüm
4,304Kelime
22 dkSüre
07.05.2026Tarih
*Cinsellik, çocukluk travması gibi şeylerden hoşlanmıyorsanız, bu kitap sizi biraz tedirginlendirebilir*

Efsun Türkmen, yurtdışında kendi hayatını ve hayallerini yaşarken İstanbul'dan bir haber gelir.

Babası Gökhan Türkmen ölmüştür.

Cenazesine katılmak üzere İstanbul'a giden Efsun, akşamında geri dönecek olan İstanbul macerasına girdiğinde geçmişin sivri pençeleri onun sırtını tırmalar.

Çünkü babasının kirli işleri, onu Sencer Alp Kopan ile karşılaştırır.

🍃

Başlangıç Tarihi; 07.05.26

1 - GÖĞÜS KAFESİ MEZARLIĞI

1 - GÖĞÜS KAFESİ MEZARLIĞI

Ölümün soğuk nefesi, hissettirir bana kendini

Ensemin en ince noktasında, celladımın son izleri

Yanar mum, çağırır ruhu, göğü yarar Azrail’im

Sanar mısın ki kurtuldun, atacak kalbin sağ salim?

Defterime karaladığım son şiirim buydu. İlhamı nereden geldi bilinmez, esip geçmişti bir anda. Arada olurdu bana böyle. İlham gelir, dile döktükten sonra uçar giderdi. Bazı insanlar gibi, gelir ve giderler. Hiçbir şey temelli kalmazdı. Ne aklında, ne de yanında.

O kalışlara aldanıp kendinizi güvende sanarsınız, ya da yalnızlıktan sıyrılırsınız. Ancak herkesten iyi bilirsiniz ki o kalışlar gelip geçicidir. Kendi gitmese de Azrail alır elindekinizi, yine kalırsınız yapayalnız. Azrail giderken yüzünü sana dönüp demez “Vah güzelim kız, almasa mıydım babasının, annesinin, şusunun busunun ruhunu?”  diye.

Hiçbir katil yaptığından pişman olmazdı. Hiçbir giden geride bıraktığından pişman olmazdı. Bunu benden başka kimse iyi bilemezdi.

Belki de ben yalnız kişiyi bırakmıştım. Sorun bende değil, ondaydı.

Ellerimde tuttuğum bu şiir defterinde çocukluğumdan beri yazmış olduğum şiirlerim bulunuyordu. Yazmayı çözdüğüm günden beri bir şeyler karalar, büyüklerime gösterirdim. Yaşıtlarım bahçeli ev, iki kollu köpek, çiçek, ağaç, orman, gökyüzü çizerken ben onların yapamadıklarını yapardım, yazı yazardım. Öğretmenim de benimle hep gurur duyardı. Teneffüs aralarında defterimi öğretmenime gösterir, ona sesli bir şekilde okurdum. O da beni hayranlıkla dinler, “Aferin Efsun,” derdi. “Yaşına rağmen böyle şeyler yazabilmen annen ve baban için gerçekten bir gurur kaynağı. Umarım büyüyüp güzel bir kız olana kadar bu güzel yazılara devam eder ve güzel yerlere gelirsin. Sakın yazmaktan vazgeçme, tamam mı?”

Başımı aşağı yukarı sallamış ve onaylamıştım ancak bunun için pek de emin değildim. Babam şiir yazmamdan nefret ediyordu. Gece yarısı yatmadan önce aklımdakileri çalışma masamda, pilli masa lambamın ışığı altında defterime dökerken kapıyı açar ve bodoslama içeri girerdi. “Yine mi abuk sabuk şeyler yazıyorsun?” diye darılırdı. Sürekli bana deli olacağımı, beyaz yelekli doktorların gelip beni deliler hastanesine yatıracaklarını söylerdi. Ben de korkar ancak dikleşirdim ona. “Olmaz öyle şey,” derdim. “Bir insan şiir yazıyor diye neden deliler hastanesine kapatılsın? Çok saçma konuşuyorsun!”

O gün bu gündür artık ne babam karışıyor şiir yazmama, ne de ben bıraktım yazmayı.

O zamanlar bana babam bakıyordu, annem ortalarda yoktu. Sürekli gelir, giderdi. Gidişi daha çoktu tabii, gelişleri sayılırdı. Gelirse de bana yemek yapar, odamı toplar, ardından babamla kavga edip giderdi. On gün sonra da geri gelir, aynı senaryoları tekrar tekrar yaşamaya devam ederdim. Yorulmuş muydum? Evet, ancak ben içimdekileri dile döksem beni ciddiye alacak birileri olacak mıydı? Hayır.

Şimdi ise yirmi iki yaşında kariyer sahibi, genç bir kız oldum. Deli miyim? Doktorların gözünden bakılınca hayır, kendi gözlemimle

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play