Gök, şiddetle sularını boca etmeye yakın sesli bir gürültüyle daha uğuldarken çıplak ayaklarla koşan kızın aklındaki tek şey daha hızlı olmaktı. Aynı şeyleri tekrar yaşayamazdı, olmazdı. Tekrar aynı şeyleri yaşamaya ne bedeni ne de ruhu el verirdi bu saatten sonra.
Ama ne yazık ki ne kadar hızlı olursa olsun, kaçınılmaz son mutlu sonlu kitaplarda bile varken onun hikayesinde eksik kalamazdı. İçten içe bilip sesli söylemese de korktuğu şeyler aklından birer film şeridi gibi akıp geçti. Aklındaki tek şey, peşindeki vebanın yakasını her ne olursa olsun bırakmayacağıydı.
Nefes nefese koşmaktan yorulup durduğunda, yanında bulunan duvara tutundu. Elini destek almak istercesine duvara dayayarak nefes almaya çalışıyordu. Arkasına bakmaya ne dermanı ne de cesareti vardı.
Göğsü aldığı nefesler sebebiyle hızla inip kalkarken, yaşadığı adrenalinden olsa gerek yüzü yanıyor, gözlerinin akı kıpkırmızı görünüyordu. Yağmur ise yavaş yavaş çiselemeye başlamıştı.
Evden çıkalı epey zaman olmuştu. Abisi döndüğünde onu evde göremezse ne kadar endişeleneceğini tahmin bile edemiyordu. Öte yandan aklındaki bir diğer şey, onun da bugün gelecek olmasıydı.
Kız hâlâ nefes nefese duvar kenarındayken kendine kızdı. Olduğu şu durumda bile onu düşünmek zorunda mıydı yani? Canının derdine düşmesi gereken yerde, aklına gelen kişiyle gözleri her ne kadar yaşarma isteğiyle yanıp tutuşsa da ağlamadı. Uzun zaman önce bunu yapmayı bırakmıştı oysa.
Toparlanıp birkaç saniye gözlerini sıkı sıkıya kapayarak kendine gelmeye çalıştı. Sırası değildi. Elbette onun da düşünülecek zamanı vardı ama o zaman şu an değildi.
Burnunu çekip eğdiği başını tekrar kaldırdığında, zaten az çiseleyen yağmur yavaş yavaş biraz da olsa dinmeye başlamıştı. Ancak bu sefer de gök gürültüsü peşini bırakmak istemiyor gibi sesiyle kulaklarını doldurarak kendini belli ediyordu.
Tam o esnada, tekrar koşmaya başlamadan hemen önce duyduğu adım sesleriyle içindeki yakalanacak olma korkusu had safhaya ulaştı bir anda. Ama umurunda değildi. Korku onu kurtarmak için yeterli değildi; aksine şu an en çok ihtiyaç duyduğu şey korkunun ta kendisi olabilirdi.
Öte yandan, yıllar sonra tekrar geri dönmüş olması sanki yetmiyormuş gibi şimdi de peşine düşmüş olması akıl kârı değildi.
Nefes almadan koşmaya devam ederken duyduğu adım sesleri daha da yakınlaştı. Yaklaştıkça hızlandı; hızlandıkça hızlı yürüyüşü yetersiz kaldı, koşuşa dönüştü. Koştukça göğsü sıkışmaya başlamış, kalp atışları göğüs kafesine sığamaz bir şekilde yerinden çıkmak istercesine kendini belli etmeye başlamıştı.
En sonunda tek bir arabanın bulunduğu, yıkık dökük iki binanın çevrelediği çıkmaz bir sokakta durduğunda burayı aydınlatan tek şey, cızırdayıp beş saniye aralıklarla yanıp sönen lambanın sarı ışığıydı.
Adım sesleri de birkaç saniyenin ardından durdu. İçindeki korku artık anlatılamayacak kadar fazlayken arkasını dönmesini engelleyen tek şey, kulaklarının uğuldaması ve birazdan başına ne geleceğini