"Sevmek, annemden kalan en ağır mirastı. Ben bu mirası reddetmek için her şeyi yaptım ama senin bir rüya sandığın o gece, benim tek gerçeğim oldu."
Maya, çocukluğunu annesinin bir adamın arkasından nasıl eriyip bittiğini izleyerek geçirdi. O gün bir yemin etti: Kimsenin olmayacaktı. Kalbi kimse için hızlanmayacaktı. Bu yüzden kimseye şans vermiyor ve bağlanmıyordu.
Maya’nın dünyasında kimseye yer yoktu sadece Aktan hariç.
Aktan, yan evin bahçesinden hayatına sızan, çocukluk yaralarını beraber sardığı, annesinin ilgisizliğinde sığındığı tek limandı. Maya her gece dağılıp kendini kaybettiğinde, onu sabahın ilk ışıklarında toparlayıp eve getiren kişi hep oydu. Aralarında aşka dair tek bir kelime geçmemişti onlar birbirinin evi, birbirinin yarasıydı.
Maya, annesinin bir adama olan hastalıklı tutkusu yüzünden nasıl yok olduğuna şahitlik ederek büyümüştü. Bu yüzden aşka inanmıyor, heyecanların arkasına saklanıyordu. Aktan ise Maya için "tehlikesiz" bölgeydi. Çünkü o sadece arkadaştı, sadece komşuydu, sadece hep oradaydı.