Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Yağmur ve Çay
Askeri

Yağmur ve Çay

2Beğeni
9Okunma
3 Bölüm
3,186Kelime
16 dkSüre
03.09.2026Tarih
“Ve nöbetçi askerin gözlerinin önünde, koskoca bordo bereli Yüzbaşı Ozan Aydemir, bebe mavisi bir elbisenin eteklerinde şehit düşmüştü.”

Ürkek Ceylanım


Ankara’nın o meşhur sabah serini haziran ayının ılık esintilerine karışıyordu. Günün erken saatleri olmasına rağmen memurlar yola dökülmüş, sabırsızca ilerlemeye çalışıyorlardı. Tüm bunların arasında Ozan arabasının hoparlörlerinden yükselen ve insanın göğsünü döven bir müzikle direksiyonda parmaklarıyla ritim tutuyordu. Görev dönüşü zorunlu istirahatten yeni çıkmış, günler sonra üniformasının içinde yeniden kusursuz görünüyordu. Gözlerinin altındaki son görevinden kalma morluklar tamamen kaybolmuştu.

Nizamiye kapısından geçerken müziğin sesini kısıp biraz yavaşladı. Kafasının içinde sabah içtiması, biriken evrak işleri, mühimmat sayımları dönüp duruyordu. Görevli erlerden biri hazırola geçip net bir askeri selam verdi.

Ozan’ın bakışları erin sol postalındaki bağcıklara takıldı. “Günaydın.” Kuru ve resmi bir baş selamıyla ilerledi. Er nöbetçi kulübesine geri girer girmez Ozan’ın bakışlarının değdiği yeri ateşe tutulmuş gibi düzeltmeye oturdu. Bir sonrakine bu kadar bile şansı olmayacağını biliyordu.

Kışlanın soğuk griden ibaret betonları güneşin sıcak sarı ışığını bile yutuyordu. Ozan radyoyu kapattı. Bordo beresini sol apoletinin altından çıkarıp düzgünce taranmış siyah saçlarının üstüne geçirdi. Dikiz aynasından kontrol etti. İçindeki sabah neşesi yerini çoktan duvar gibi bir yüz ifadesine bırakmıştı. Güneş gözlüklerini taktı. Yan tarafında duran deri evrak çantasını da alıp araçtan indi.

Karargah Binası’na doğru yürürken adımları sert, duruşu dikti. Bir yandan saatini kontrol ediyor, diğer yandan nöbet çizelgesini kafasında evirip çeviriyordu. Tabii bir de…

Karargah girişinde beresini çıkardı. Saçlarını hafifçe düzeltti. Nöbetçi askerin selamını almak için alışkanlıkla başını kaldırdığı anda adımları olduğu yere çakıldı. Eğitimli gözleri bu defa sahadaki tehdite değil, soğuk karargah betonlarının arasında uçuş uçuş bebe mavisi bir elbiseyle salınan kıza takılmıştı. Kız nöbetçi masasının hemen yanında etrafa ürkek gözlerle bakınıyordu. Kafasında el bombası patlamış gibi aralandı Ozan’ın gözleri.‘Aha… Kurşun yedim! Yok yok! Şarapnel isabet etti! ‘

İlk refleksi elini göğsüne atıp vurulup vurulmadığını kontrol etmekti. Etrafta gezinen koca bir kışla dolusu herif olmasaydı yapardı da. Kızın incecik boynu dağınık topladığı saçları yüzünden tamamen ortaya çıkmıştı. Bir elinde emanet gibi tuttuğu ziyaretçi kartını nereye koyacağını bilemiyor gibiydi. Başını kaldırıp birkaç kez etrafa bakındı. Sonra tekrar karta dönüp kaşlarını çattı. Beyaz spor ayakkabıları girişin mermer zemininde gıcırdıyordu. Ozan’ın postal sesine alışık kulakları için ne hoş bir sesti.

Yüzüne en nazik gülümsemelerinden birini yerleştirerek güneş gözlüğünü çıkarıp kıza doğru üç beş adım attı. “Siz kime bakmıştınız?” Tok sesini kızı ürkütmemek için düşürmüştü. Bir yandan kızın çekik gözlerine, bembeyaz tenine kilitlenmiş gibiydi.

Kızın üstüne perçemleri dökülmüş ince kaşları tereddütle havalandı. İncecik işaret parmağını karargah kapısına doğru uzatıp dolgun dudaklarını araladı.‘Konuş da sesini duyalım be güzelim…’

Ozan’ın en kötü kabusu tam da o an döndü köşeyi. Ozan bir anda dikleşip topuklarını birbirine

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play