Kitaplar Özellikler İletişim İndir
YAĞMURUN UNUTAMADIKLARI
Aşk/Romantizm

YAĞMURUN UNUTAMADIKLARI

0Beğeni
1Okunma
5 Bölüm
11,421Kelime
57 dkSüre
06.01.2026Tarih
Bazı karşılaşmalar hayatımıza girmez;
sessizce durur, ama içimizde bir kapıyı aralar.
Yağmurun Unutmadıkları, günümüz İstanbul’unda geçen, gürültüden uzak bir aşkın ve insan kalma çabasının hikâyesi. Sosyal hizmet uzmanı Defne, başkalarının yaralarını sararken kendi yalnızlığıyla yaşamayı öğrenmiş bir kadındır. Yağmurlu bir günde, bir kafede karşılaştığı Kerem ise geçmişini sessizlikle taşıyan bir fotoğrafçı… İkisi de eksik, ikisi de temkinli, ikisi de fark edilmekten çok anlaşılmak isteyen insanlardır.

1.BÖLÜM

Yağmur, şehre ne zaman yağsa Defne aynı duyguyu hissederdi:
Sanki sokaklar değil de insanlar yıkanıyordu.
Kaldırımlara vuran damlalar, geçmişi silmeye yetmese de onu geçici olarak susturuyordu.
Kafenin camından dışarı bakarken elindeki fincanın çoktan soğuduğunu fark etmedi. Camın ardından akan hayat, onun için her zaman biraz bulanıktı. İnsanları görür, ama onlara karışmazdı. Dinler, ama kendini anlatmazdı. Bu, mesleğinin bir gereği gibi görünse de zamanla karakterinin bir parçasına dönüşmüştü.
Defne otuz yaşındaydı ve hayatını başkalarının yarım cümlelerinden tamamlamaya çalışarak geçiriyordu.
Bir çocuğun suskunluğunda korkuyu, yaşlı bir adamın titreyen ellerinde yalnızlığı, genç bir kadının gözlerindeki öfkenin altında saklanan umudu görmeyi öğrenmişti. Ama kendi içindeki boşluğu tarif edecek kelimeleri hiç bulamamıştı.
Kafede her şey olması gerektiği gibiydi. Loş ışıklar, ahşap masalar, fonda çalan eski bir şarkı… İnsanları birbirine yaklaştıran ama aynı zamanda yalnızlıklarını gizleyen türden bir yerdi burası. Defne buraya özellikle gelirdi. Kimseye ait hissetmeden oturabileceği nadir mekânlardan biriydi.
O gün onu fark ettiğinde, bunun sıradan bir an olmadığını hemen anlamadı.
Adam, birkaç masa ötede oturuyordu. Önünde açık bir defter vardı ama kalemi uzun süredir hareket etmiyordu. Bakışları sayfalarda değil, boşlukta asılı kalmış gibiydi. İnsanlara değil, onların geride bıraktıklarına bakıyordu sanki.
Defne, neden ona baktığını bilmiyordu. Yakışıklı olduğu için değildi; hatta ilk bakışta dikkat çekici sayılmazdı. Ama yüzünde, insanın ancak uzun süre susarak edinebileceği bir ifade vardı. Yaşanmışlık değil, taşınmışlık…
Bir ağırlık.
Defne gözlerini kaçırdı. Başkalarının hayatına bakmanın sınırını iyi bilirdi. Ama birkaç saniye sonra, istemsizce tekrar ona döndü. Adam hâlâ aynı şekilde oturuyordu. Zaman onun için durmuş gibiydi.
İşte o an Defne, içindeki tanıdık sızıyı hissetti.
Bu, birini tanımadan anlamanın verdiği sızıydı.
Yağmur hızlandı. Camdan süzülen damlalar adamın siluetini parçaladı. Defne, bunun bir işaret mi yoksa zihninin ona oynadığı bir oyun mu olduğunu ayırt edemedi.
Adam ayağa kalktı. Defterini kapattı. Çevresine bakındı ama kimseyi aramıyordu. Sanki bulunduğu yerden sessizce silinmek istiyordu. Kapıya yöneldiğinde Defne’nin kalbi, anlamsız bir aceleyle sıkıştı.
“Gitme,” demedi.
Diyemezdi.
Adam kapıdan çıktı. Ardında sadece boş bir sandalye ve cevapsız bir his bıraktı.
Defne derin bir nefes aldı. Bu kadarını hissetmek bile ona fazla gelmişti. Kendine kızdı. Bir yabancıya bu kadar anlam yüklemek, onun alışık olmadığı bir şeydi. Ama içindeki ses susmuyordu.
İnsan bazen bir başkasında, kendi eksik parçasını görürdü.
Ve bu, korkutucuydu.
Kafeden çıktığında yağmur yüzüne çarptı. Şemsiye açmadı. Islanmak istedi. Belki de içindeki ağırlığı dışarıdan hafifletmenin bir yoluydu bu. Eve doğru yürürken, az önceki adamı düşündü. Adını bilmiyordu. Sesini duymamıştı. Ama varlığı, günün geri kalanını sessizce ele geçirmişti.
O gece defterine şunu yazdı:
“Bazı insanlar hayatımıza girmez.
Sadece kapının önünde durur.
Ama o kapı, bir daha eskisi gibi kapanmaz.”
Defne defteri kapattı. Işığı söndürdü.
Henüz bilmiyordu ama

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play