"Yasmin!"
Elimdeki sıcacık simit ve ekmeklerin kokusu eşliğinde mahallede ilerlerken, ismimi duymamla başımı yukarı kaldırdım. Saçlarını rengarenk pipetlerle sarmış olan en yakın arkadaşımı görmemle yüzümde kocaman bir tebessüm belirdi; ona gülmeden bakmak imkansızdı.
Defne, pencereden sarkmış, "Neden telefonunu açmıyorsun sen?" diye sinirli bir ses tonuyla söylenirken elim gayriihtiyari cebime gitti. Sonuç: Sıfır. Yine telefonu evde unutmuştum. Bu benim için artık bir klasik olduğundan, Defne halime alışkın bir tavırla gözlerini devirdi.
"Aşk olsun ama hani hazırlanmam için yanıma gelecektin?" Dudağını büküp çocuksu bir sitemle bana bakınca, suçluluk duygusuyla hemen savunmaya geçtim. "Sen onu bana değil, Nergis Sultan'a söyle! Sabahın köründe zorla yatağımdan kaldırıp ekmek almaya gönderdi beni."Defne, pencereden uzanıp elimdeki dumanı üstünde tüten ekmeklere yandan şüpheci bir bakış attı. "Gece kimin son görülmesi üçtü acaba? Kızım, sen gizli gizli kimle konuşuyorsun?"
Saçındaki komik pipetler yüzünden Defne'yi ne kadar ciddiye almaya çalışsam da başaramıyordum. "Ders çalışıyorum ben be! Atanmam gereken konular var, unuttun mu?" Sesim mahallede yankılanırken, tonundaki o gergin ve yorgun tınıyı gizleyememiştim. KPSS tarihi yaklaştıkça, içimdeki o stres dalgası ruhuma ilmek ilmek işliyor, beni her geçen gün biraz daha tüketiyordu.
"Konuyu karıştırma! Yoksa cidden hayatında biri mi var?!" Defne heyecanla pencereden bağırırken, tam o anda yan balkona çıkan Devrim abinin çıplak üst bedeniyle karşı karşıya kaldım. Dudaklarım şokla aralandı, ne diyeceğimi bilemeyerek öylece kalakaldım.
"Kızım sabah sabah ne diye deli gibi bağırıyorsun? Gir içeri!" Sert ve otoriter sesi mahallenin sessizliğinde kulaklarımı çınlatırken, onun siyahtan bile koyu olan gözleri bir anda benim okyanuslarımla çarpıştı. Bu çarpışma benim mavilerimi buz kestirirken, heyecanımı gizlemek ister gibi hızla gözlerimi ondan kaçırıp Defne'ye çevirdim.
"Abi ya! Şurada iki dakika dedikodu keyfimiz var, ne diye karışıyorsun?" diye homurdandı Defne, omuz silkerek. "Hem sen eve ne zaman geldin?"
Bu soru gayet doğaldı çünkü Devrim abi polisti. Gecesi gündüzüne karıştığı, operasyonlardan operasyonlara koştuğu için eve ne zaman geleceği hiç belli olmazdı. Ama her şeye rağmen, eli hep Defne'nin üzerinde olurdu; bunca yoğun işi ve koşturmacası arasında kız kardeşini bir an bile ihmal etmezdi.
"Defne, bir daha tekrarlamayacağım. İçeri geç!" Sert ve taviz vermeyen sesi yüzünden gözlerim yeniden ona kaydığında, bu kez tek görebildiğim geniş göğsünü kaplayan o dövme olmuştu. Karmakarışık, yabancı dildeki o yazılara daha önce hiç yakından bakma fırsatım olmamıştı. Ne anlama geldiğini bilmesem de içten içe merak etmiyor değildim. Devrim abi zaten her zaman o kadar soğuk ve mesafeli bir adamdı ki, onunla ilgili