Merhaba sevgili okur, hoşgeldin..❤Yorumlarını heyecanla bekliyorum..!
•••
Zamana yenilmiş soluk mavi duvarlı evimizde yankılanan ses kulaklarımdan kanıma, ordan da zihnime ulaşıyordu sanki... Kalbim hissettiğim huzur ve mutlulukla çarparken bedenim ahenkle dans ediyordu...
Kollarımı havaya kaldırıp kıvrak hareketlerle etrafımda döndüğüm sırada odaya kucağında alel acele toplanmış kıyafetlerle dolu sepetle girdi ablam. Bana şaşkınlık ve aynı zamanda korku ile bakıyordu.
Ürkek bakışları cüretkar dans figürlerimde dolanıp an be an irileşti siyah irisleri.
"Allah aşkına ne yapıyorsun Nihal.!? "
Umursamaz bir şekilde gülüp elinden sepeti aldığım gibi yatağımın üzerine attım.
Her zaman ki gibi soğuk olan ellerini tutup onu dans etmeye zorladım.
"Nihal...Kız dur..."
"Hadi ama kül kedisi...Biraz kıvırmaktan zarar gelmez..."
Tam karşımızda çalışma masasında oturmuş ders çalışan küçük kız kardeşim Nilay kahkahalarla halimize gülüyor arada hâlâ bana direnen ablam Nazlı'ya tezahürat yaparak onu cesaretlendirmeye çalışıyordu.
Neşeli kahkahalarımızın duyulduğu küçük odamızın kapısı aniden açıldığında irkilerek içeri giren anneme baktık.
Ağzı açık bir şekilde halimize bakıp narin yüz hatlarına tezat bir şekilde ince kaşlarını çattı.
"Bu ses ne? Kız yoksa yine telefon mu aldın!?"
Eli göğsünde korkuyla etrafı kolaçan eden anneme gözlerimi devirip yatağımın üzerindeki eski radyoya uzandım.
"Sadece eski bir radyo anne... Ayrıca o telefon meselesinin üzerinden iki sene geçti... Neden unutmayı denemiyorsun?"
Sözlerimle görünür bir şekilde rahatlayarak soluğunu bıraktı.
"Aman kızım bir daha böyle bir şeye kalkışma sakın... Babanı biliyorsun... Hiç sevmez telefon melefon...Şu zımbırtıyı da kapat...Baban duymasın sesini..."
Oflayarak müziği kapatıp radyomu kıyafet dolabıma sakladım.
"Aman baban duymasın...Aman baban görmesin...Aman baban bilmesin...Söylesene anne babamın bu dünyada sevip de onayladığı bir şey var mı? "
"Var abla...Babam parayı çok sever..."
"Sus kız! Edepsiz!"
Küçük kız kardeşim annemden azarı yiyince somurtup omuz silkerek dersine geri döndü.
"Çamaşırlar bittiyse mutfağa geç Nazlı...Baban gelmeden yemeği halledelim..."
"Tamam anne..."
Mavi örtüyle kaplı yatağıma bedenimi yıkılırcasına bırakıp annemin hatırlatmasıyla aklıma gelen aç mideme elimi koydum.
"Yemekte ne var anne..?"
Baş örtüsünü düzeltip yorgun gözleriyle gözlerime baktı.
"Patates sulusu ve bulgur yapıcaz annem..."
Yüzümü buruşturup oflayarak konuştum .
"Patates haşlaması, patatesli börek, patates kızartması, patates ezmesi, patates sulusu söylesenize patatesleri bedava mı dağıtıyorlar? Neden etli yemekler yemiyoruz ki sanki? Körili tavuk yemek istiyorum ben..."
Bana azarlarcasına bakan Nazlı başını hafifçe yan yatırıp her zamanki felsefik konuşmasına başladı.
"Bunu bulamayan ne kadar çok insan var biliyor musun Nihal..? Lütfen nankörlüğü bırak annemi üzüyorsun..."
Omuz silkip yatağımda geriye doğru kayarak yorganımın altına girdim.
"Herneyse...Ben yemek yemeyeceğim...Çünkü biraz daha patates yersem midemde patates filizlenicek... Uyumak istiyorum... Belki en azından rüyamda düzgün bir şeyler yerim..."
"Anca rüyanda be abla..."
Benimle dalga geçen kardeşime yanımda duran oyuncak ayıyı fırlatıp yorganı kafamdan geçirdim.
"Kızım aç aç uyunur mu hiç...Kurban olayım böyle yapma...Hasta olacaksın..."
"Bırak onu anne...Elbet acıkınca mecbur kalıp yemek yiyecektir..."
Gıcık ablama