Kitaplar Özellikler İletişim İndir
YANGININ ALDIKLARI
Dram

YANGININ ALDIKLARI

1Beğeni
0Okunma
1 Bölüm
1,600Kelime
8 dkSüre
19.03.2026Tarih
Başımıza gelenlerden kader mi suçlu, yoksa hatalarımız yüzünden biz mi?
Eğer hata yapmak kaderimizse, vicdan neden sızlar?
Ve eğer vicdan sızlıyorsa, suçu kadere atmak ne kadar doğru?
Belki de suç kaderde değil, bizdedir.

Mahir’in çocukken yaptığı bir hata, hayatını geri dönülmez şekilde değiştirir.
O günden sonra yaşam, onun için sadece bir yük hâline gelir.

Şimdi ise tek bir soru vardır:
Mahir mi sevdiklerini karanlığa sürükleyecek,
yoksa sevdikleri mi onu bu bataklıktan çekip çıkaracak?

Cevabı birlikte okuyup göreceğiz.

1. Bölüm

Mahir, yine uyanmak istemediği ama bir türlü de derinlemesine uyuyamadığı gecenin sabahında gözlerini araladı.

Zamanla sönmesi gereken acılar, onda sadece şekil değiştirmişti. Artık bağırmıyor, içini yakmıyordu belki, ama sürekli oradaydı.

Her sabah olduğu gibi bu sabah da, alışılmış bir külfet gibi sıyrıldı yataktan.

Yatağın kenarına oturdu bir süre. Parmaklarını birbirine geçirip başını eğdi.

Sonra yavaşça kalktı, banyoya yürüdü, aynanın karşısına geçti.

Göz göze gelmemek için önce başını çevirdi, sonra mecbur kalmış gibi dönüp yüzüne baktı.

Aynadaki adam, 25 yaşındaki Mahir değildi.

Sakalları uzamış, saçları dağınık, göz altları morarmıştı.

Yangının dumanı gitmişti belki ama yüzündeki is hâlâ duruyordu sanki.

Aklının kıyısında yine o tanıdık düşünce belirdi:

“Bugün denesem mi, gerçekten son kez?”

Ama bu da alışkanlık olmuştu. Düşünür, yutkunur ve dışarı çıkardı.

Giyindi. Çantasını almadı. Zaten her gün aynı yere, aynı adımlarla gidiyordu.

Çalıştığı oto yıkama istasyonu, iş değil bir kaçıştı onun için.

Suyla, köpükle, fırçayla baş başa kalmak… en azından birini susturuyordu: içindeki sesi.

Sokağa çıktığında hava serindi.

İzmir sabahlarının erken ışığı kaldırım taşlarını parlatıyordu.

Mahir’in adımları tanıdıktı bu sokak için. Ve sokak da tanıdıktı ona.

Geçtiği her dükkân, geçmişinden birer sayfa gibiydi.

Kasap Ali, eskiden camın buğusunu silip “günaydın” derdi. Şimdi camın ardında sadece et asılıydı.

Kırtasiyeci Semra Abla, küçükken Mahir’e pastel boya hediye etmişti bir bayram sabahı. Artık vitrin düzenli, kalemler sıralı ama hiçbir şey yazmıyordu onun için.

Bakkal Rauf Amca, bir zamanlar onu dizine oturtup leblebi verirdi. Şimdi sadece gazete okur gibi yapıyordu.

Manav Hüseyin, bir elma uzatırdı bazen, “Sen büyüdükçe tatlılaşır bunlar” derdi. Şimdi tezgâhındaki elmalar bile yüzüne bakmıyordu sanki.

Onlar Mahir’in acısını biliyordu. O yangını, o kaybı…

Hepsi bir süre uğraştı, konuştular, kapısını çaldılar.

Ama Mahir konuşmayınca, zamanla onlar da vazgeçti.

Mahir artık bir hayalet gibiydi o sokakta. Her gün geçerdi ama kimse görmezdi.

O da kimseyi görmek istemezdi zaten.

Köpük ve su, konuşmayan dostlardı onun için.

Kirli camları parlatırken, kendi içindeki is bir kat daha koyulaşırdı belki.

Ama en azından elleri meşguldü. En azından sessizlik bağırmıyordu.

Bugün de, her gün gibi, kirli arabaları temizlerken Mahir içindeki sıkıntıyı derinlemesine yaşadı. Oto yıkama istasyonunun sabah sakinliği, her zamanki gibi bir süreliğine onu yalnız bırakmıştı. Fakat ne kadar uğraşsa da, o boğucu, rahatsız edici his ondan bir türlü gitmiyordu. O an, hiçbir şey hissetmemek ne kadar kolay olurdu, ama Mahir o düşüncelere saplanıp kalmıştı.

Ali Usta, yine her zamanki gibi, bir şaka yaparak yanına geldi. “Bugün de bülbül gibi şen şakraksın ha Mahir!” dedi, gülerken sert bakışları Mahir’in ruhunda hiçbir iz bırakmıyordu. Ali Usta, 42 yaşında, sert mizaçlı, disiplinli ama aynı zamanda babayiğit ve adaletli bir adamdı. Mahir’i çok iyi tanırdı. İçindeki suskunluğu, kendisini dünyadan soyutlama hâlini bilirdi. Ama

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play