Henüz tek derdimin oyun oynamak olduğu yaşlarda günün çoğunu dedemle birlikte tarlada geçirirdim. Yazın sıcağında hiç ağlayıp oflamadan onun yanında toprakla oynar, solucanları besler ve bitkileri incelerdim. Dedem bir gün elinde bir torba tohumla çıkagelmişti. Beni de yanına alıp tarlanın en güneşli kısmına gitti ve elindeki çapayla toprağı havalandırdı. Torbanın içindeki küçük siyah tohumları birlikte toprağa ekip üzerini örtmüş ve can suyunu vermiştik. Ne olduysa aylar sonra olmuştu. Her gün tohumların başına gidip hangi bitkinin filizleneceğini incelemiş, sabırla suyunu vererek havalandırmıştım. O küçük yaşıma rağmen bahçenin korkuluğu oldum. Geceleri uyumadan beklemiş, tohuma masallar anlatıp şarkılar söylemiştim ve nihayet filizlenmişti ama hala hangi bitki olduğu anlaşılmıyordu. Dedeme yakındığımda biraz daha zaman diyordu. “Biraz daha zamana ihtiyacı var, sabret.” Sabrettim. Ve sonunda onunla tanıştım.
Misket büyüklüğündeki açık yeşil topu gördüğüm anda benden heyecanlısı yoktu. Öyle ki gördüğüm şeyle bağıra çağıra sevinçle kasaba kahvesinde arkadaşlarıyla tavla oynayan dedemin yanına giderken tüm mahalleyi ayağa kaldırmıştım. Dedeme heyecanla gördüğüm şeyi anlatırken yerimde duramıyor, o da görsün istiyordum. Elimi tuttu, tavlayı bıraktı ve benimle birlikte tarlaya geldi.
Ve ikimizi tanıştırdı.
O karpuz. Yeşil sert kabuğunun içinde kıpkırmızı bir ruh saklayan, dışı sert olsa da içi yumuşacık ve tatlı olan dünyanın en esrarengiz meyvesi… Topraktaki tüm suyu içine almasına rağmen yerken ağıza toprak tadı vermeyen mucizevi bir bitki. Onu tanıyıp da sevmeyen çok nadirdir. Ve onun en kötü huyu yalnızca yazın olmasıdır. Her mevsim yetişme olanağını elma kankisine verip kendini yaza saklayan bu meyve benim can suyum.
Dostum karpuz ile ilişkimiz, büyüyüşüne anbean şahit olduğumdan dolayı mı yoksa dedem yeşil kabuğunu bıçakla kestikten sonra içinden çıkan kırmızı şeye âşık olduğumdan mı bilmiyorum ama aramızda güçlü bir çekim var. Sabırla gelmesini beklediğim tek meyvedir kendisi. Yaz geldiyse, Karpuz da gelmiştir demektir benim için.
Velhasıl-ı kelam tüm yaşamım karpuzla bütünleşmiş olmuş vaziyette. Kırmızı ve yeşil en sevdiğim renktir. Yağmur çamur demeden toprakla iç içe yaşayabilirim. Burnunuza taze toprak ve karpuz kokusu geldiyse sakın şaşırmayın çünkü şu an hikâyeme konuk olmuş bulunuyorsunuz.
Dikkat dikkat, çıkışlarımız bulunmamaktadır.
*
"Yaz!"
Eğer işsizseniz arkadaşlar, öğleye kadar uyuma iznine sahipsinizdir. Eğer Yaz Yeşilsu iseniz bu hakkı elinizden alan bir anne, bir baba, bir dede ve bir abla vardır ama özellikle anne, özellikle.
"Yaz!"
Gördüğünüz üzere saat on iki olmadan bir yere yetişmek zorunda olan tek kişi Külkedisi değil. Külkedisi ile aramızdaki tek fark benim gün yarısında ev işlerine yetişmemken onun