Bölüm Şarkıları;
- Cody Fry - Elenor Rigby (Cover)
- James Arthur- Recovery
- E.S Posthumus - Nara
"Her hikayenin bitişi, bir diğerinin başlangıcını müjdelerdi aslında. Yaşanacak olanlar, geleceğin belirsiz çizgilerinde usulca dans ederken, insanın içindeki umut ve endişe hep yan yana yürürdü. Bilinen bir gerçek vardı ki: Ne yaşanırsa yaşansın, her son, ardında bırakılan fedakarlıkların bir gün değeri olacağı inancını taşırdı."
Sonsuz maviliğin ortasında, ağırbaşlı bir kuğu gibi süzülen II. Kiall, Warha donanmasının en büyük ve en görkemli gemisiydi. Adını taşıdığı kralın kudreti, yalnızca sancaklarında değil, gövdesinin her bir parçasında hissediliyordu; sanki deniz bile bu devasa varlığın yolundan çekiliyordu. II. Kiall, ait olduğu krallığı ve üstlendiği görevi, çoğu zaman kendi mürettebatından bile daha vakur bir biçimde temsil ediyordu.
Gemi yaklaşık bir haftadır durmaksızın okyanusu yarıyordu. Bu uzun yolculuk ise artık mürettebatın üzerinde bıraktığı izleri artık gizlemiyordu. Güverteye sinmiş ağır koku, azalan erzaklar ve giderek tekdüzeleşen öğünler bunun bir kanıtıydı. Mürettebatın ve soyluların önlerine herhangi bir sorun çıkmadığı takdirde, kutsal emanetle birlikte Kapital Orion’a bir günden daha kısa bir sürede ulaşmaları bekleniyordu. Kaptan odasının arka kısmında, özel olarak ayrılmış dairesel bir bölmede muhafaza edilen Kutsal Emanet, camlardan dışarı taşan mavi ışığıyla gemiye neredeyse büyüsel bir hâl kazandırıyordu. Bu ışık, yalnızca güverteyi değil, çevredeki suları da aydınlatıyor, yanlarından geçen ya da onlarla aynı rotayı paylaşan gemilere Tanrı Kitabı’nın taşındığını sessizce ilan ediyordu. Bu işaret denizlerde saygı kadar korku da uyandıran bir alametti. Bu yüzden II. Kiall’da yalnızca ana mürettebat ve kraliyet mensupları bulunuyordu. Zira göz alan mavi ışıkların suyu aydınlatan yansıması ilan edilen bu yolculuk sıradan bir deniz seyahati değildi. Warha geleneklerine göre, tahta veliaht olan ya da olanlar her kimseler, erginlik çağına ulaştıklarında, bu sefere çıkmak zorundaydı. Bu yolculuk, halkın inançları çerçevesinde kutsal sayılan bir ibadet, aynı zamanda da taht yolunda verilen ilk büyük sınavdı. Görevi başarıyla tamamlayanlar, Tanrı Kitabı’nı başkente ulaştıran kişiler olarak halkın gözünde itibar kazanır, taht üzerindeki haklarını güçlendirirdi.
Ne var ki bu kutsallık, yolculuğun zorluklarını bir bahane değildi.. Deneyimli birkaç üst kıdemli dışında mürettebatın büyük kısmı hiç dinmeyen dalgaların ritmi yüzünden yediklerini midelerinde tutmakta zorlanıyordu. Bitkin yüzler, sessiz dualar ve bastırılmış bir endişe geminin her köşesine sinmişti. Bu insanların ortak bir dileği vardı: Warha topraklarına tek parça hâlinde ulaşabilmek.
Bu düşünceler ve umutsuzluklar arasında, geminin küçücük camlarından içeri süzülen güneş ışınları Cheryl’in buğday tenine değiyor, içini anlamsız bir huzurla dolduruyordu. Kısa