Gecenin karanlığı, bahçede yanan ateşin titrek ışığıyla aydınlanıyordu. Alevler, resimlerle dolu defterleri hızla yutarken, öfkeli bir babanın gölgesi ateşin çevresinde dolanıyordu. Koyu yeşil gözleri karanlık bir deniz gibi parlıyor, içinde biriken öfke ve hayal kırıklığı dışarı taşıyordu. Birkaç adım ötede, dizlerini kendine çekmiş küçük bir çocuk sessizce ağlıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, gözlerinde hem korku hem de hüzün vardı. O minik beden, bu ağır yükün altında eziliyordu. Tüm hayalleri o küçücük defterin yaprakları arasına saklanmışken, babası acımadan o hayalleri yakıp kül etmişti...
"Ağlamayı kes... Sana defalarca kez çizim yapmayacaksın dedim. Sözümü dinlemeyi öyle ya da böyle öğreneceksin. Sen benim oğlumsun ve ben nasıl istersem öyle hayatını yaşayacaksın."
"Baba..."
Oğlanın cılız sesi adamın bakışı ile kesilirken çocuk başını dizlerine yaslayıp gözlerini kapattı. Minik kalbinde vuku bulan sancı fazlasıyla canını yakıyordu. O sıralarda büyük evin camından bakan anne ise oğluna gözyaşları içinde eşlik ediyordu.
Kahverengi gözleri suçluluğun ve pişmanlığın derin izlerini taşıyordu. İçinde fırtınalar kopuyor, ama bir adım dahi atamıyordu. Kocasına karşı duyduğu nefret, onu bulunduğu yere zincirlemiş gibiydi.
Geçmişin karanlık sırları kadının omuzlarına çökmüş, onu hareketsiz bırakmıştı. Bu kadar korkak bir kadın olmasaydı, bugün oğlu bu adam yüzünden bunca acıya katlanmak zorunda kalmayacaktı. Yaşlar yanaklarından ardı sıra süzülürken, usulca perdeyi kapattı ve karanlık odadaki yatağa oturdu. Birkaç dakika sonra yanına gelecek ruhunun celladını beklemeye başladı. Kaçacak bir yeri, kimsesi yoktu. Onun da oğlu gibi hayalleri ve umutları bu beyaz renkli evin duvarları arasında hapsolmuştu. Onları bu cehennemden kurtaracak kişi ne yazık ki artık Karadeniz'in soğuk sularında yitip gitmişti...
Ateşin çıtırtısı ve rüzgârın uğultusu arasında, başı dizlerinde hala alevleri izleyen çocuğun ağzından ince bir mırıltı döküldü. "Bir gün... yeniden çizeceğim," dedi, sesi titrek ama içinde bir umut kıvılcımı taşıyordu. O küçük cümle, geleceğe dair bir ışık gibiydi; karanlığın içinde parlayan bir yıldızdı belki de.
Baba, bu sözleri duyar gibi oldu. Yüzünde alaylı bir tebessüm belirdi. Başını döndürüp ağlamaktan yeşil hareleri daha da belirgin olan çocuğun gözlerinin içine baktı.
"Ben hayatta olduğum sürece o kalemi bir daha asla eline alamayacaksın Sadun. Sende annende ben nefes aldığım sürece, ben nasıl istersem öyle yaşamak zorundasınız. Bunu o küçük aklınıza soksanız iyi edersiniz."
Adam koyu yeşil gözlerindeki nefretle çocuğa son bir kez baktı; öfkeli yüzünde bir anlık tereddüt belirdi. Küçük çocuğun gözleri içinde gördüğü o minik ateş nedense onu ürküttü. Ancak hiçbir