Yer Yüzü ve Gökyüzünün Yemini
Yazar: İlvera
1. Bölüm
Çığlıklarım duvarlara çarparken tek yaptığım, parmaklarımı birbirine kenetleyip sıkmaktı. Bacaklarımı karnıma kadar çekiyor, bilinçsizce uzatıp duruyordum. Vücudumun yaptığı her şeyin farkında olup da hiçbir şey yapamamak canımı çok yakıyordu. Gözyaşlarımın ardı arkası kesilmezken nefes alışverişlerim yavaşlıyor ve geriye derin bir sessizlik kalıyordu…
Uyandığımda ise her şeyin bilincinde olurdum. Kollarım kızarmış, bileklerim morarmış, gözlerim şişmiş olurdu. İçimdeki sıkıntının tarifi ise ne mümkün!
Ailem, annem, babam ve Kur’an kursundaki hocam… Aa, gerçi bu sefer bir akrabamız da vardı. Neydi, imam mıydı, hafız mıydı? Beni okumak için gelmişti.
Babamın duvarı yumrukladığını hatırlıyorum.
“Kızımın hâli ne?” diyerek hocamın üzerine yürüyordu.
Konuşmaları hayal meyal hatırlıyorum. O kadar gürültülüydü ki… Kavga ediyorlardı. Peki, ben ne mi yapıyordum? Nefes almaya çalışıyordum.
Akşam olmasın istiyordum. Yine gelmesinler istiyordum.
Çığlıklarımı ne babam ne annem ne de hocam duyuyordu. Bu boşluk öyle büyüktü ki içinde kayboluyordum…
Ben kim miyim, sahi?
Daha beni tanımadan kendini olayların içinde buldun. Ben, okutulmayan; dersleri çok iyi olduğu hâlde öğretmeni eve kadar gelip okutulmasını istediği hâlde okutulmayan Elif’im. Sırf dinini yaşasın diye kursa isteksizce gönderilen, ismim gibi dimdik duramayan Elif…
Bir senem yatılı Kur’an kursunda geçmişti. Yanlış anlaşılmasın, yapabilene güzeldi ama bana ağır geliyordu. Her hafta annem beni zorla gönderirdi. Ağlaya ağlaya gider, hafta sonu gelip evimde bir gün olsun yatabilmeyi beklerdim.
Maneviyatı çok güzeldi. Keşke ben de yapabilseydim ama işte… Dikkat edememişim. Güçsüz görmüş beni o varlıklar. Öyle söylüyor hocalar, daha neler neler…
Gözlerim şişmiş, kendimi kasıp sıkmaktan kollarımda güç kalmamışken babamın Kur’an kursu hocama bağırışlarını duyuyordum.
Ah, baba! Sen çok mu masumsun? Sen, bende güven duygusunu yıkan adam…
İki yıl önce…
Okuldan alındığıma hâlâ inanamıyorum. Arkadaşlarım benim hayalim olan okulda okurken, hem de bunu istemeyerek yaparken ben, istediğim okulu annemin ve teyzemin isteğiyle bile okuyamıyordum.
Matematik öğretmenim evime kadar gelip babama yalvarmıştı:
“Ne olur, okutun onu! Çok başarılı, güzel yerlere gelir.”
Her şey daha dün gibi aklımda. Şaka gibi, gerçekten şaka gibi…
Ah be Elif! Neden yalnızca içindeki sesin güçlü? Konuşsana! Ama yok… Biz, “Kız çocuğu konuşmaz.” denilerek büyüyen nesildik.
Alarmımın sesiyle kendime geldim.
“Kızım, kalk hadi, bir şeyler ye. Baban bekliyor. O, indi; servisi ısıtacakmış.”
“Tamam anne ya, kalktım.”
Zorla kalktım yatağımdan. Yüzümü yıkayıp giyindim, kafama da şalımı taktım. On iki yaşımdan beri kapalıyım.
Kahvaltımı yapar yapmaz koşarak indim apartmandan. Babam yine elinde telefonuyla uğraşıyordu. Neyse, dedim ve servise bindim.
Babamın klasiğidir: Radyoyu açar. Yine Radyo 2000’i açtı. Ağır türküleri, şarkıları sevmem ben ama tabii sesimi çıkaramadım.
İlk durağımız Egemen’in eviydi. Annesi de babası da öğretmendi. Çok konuşan, İngilizce öğrenip bilim insanı olacağını anlatıp duran bir çocuktu Egemen.
Aşağıya inince elinden tuttum, onu