Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Yeşile Düşen Aşk (Rize)
Aşk/Romantizm

Yeşile Düşen Aşk (Rize)

0Beğeni
1Okunma
3 Bölüm
11,231Kelime
56 dkSüre
20.05.2026Tarih
“Bazı insanlar yağmurdan kaçar…
Bazıları ise hayatının aşkına yağmurun içinde rastlar.”
Lalin, ailesinin zoruyla istemediği bir evliliğe sürüklenirken kendi hayatını kaybettiğini hissediyordu. Düğün gecesi, üstünde gelinliğiyle karanlık yayla yoluna kaçtığında tek istediği şey özgür olmaktı. Ama Karadeniz gecesi sandığı kadar masum değildi.
Yağmurun, sisin ve korkunun ortasında bir anda yola atladı.
Ve karşısına çıkan araba her şeyi değiştirdi.
Direksiyonda Karan vardı.
Sessiz, sert bakışlı, yeşil gözlerinin içinde fırtına taşıyan bir adam…
Çocukluklarından beri birbirine tahammül edemeyen bu iki insan, geceyi yayladaki eski bir evde geçirmek zorunda kalınca geçmişin kırgınlıkları yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlar.
Karan’ın herkesten sakladığı yaraları, Lalin’in kaçtığı hayatla birleşince ikisi de kendini hiç istemedikleri bir bağın içinde bulur. Çünkü bazı insanlar hayatına sessizce girer ama gittiklerinde senden bir parça da götürürler.
Dışarıda durmadan yağmur yağarken, yayla ev

1.Bölüm

1.Bölüm

KAÇIŞ 

Hayat çok zormuş.

Bunu yeni öğreniyorum.

Çalan tulum sesi daha beş gün öncesine kadar en sevdiğim sesti. Tulum duyunca yerimde duramaz, oynamaya koşardım. Ama şimdi o sesten kaçıyorum.

Çünkü bu kez çalan tulum, benim hayatımın bitişini haber veriyordu.

Üzerimdeki beyaz gelinlik bugün bir kefenden farksızdı. Beni istemediğim bir aileye gelin, tanımadığım bir adama eş yapmaya hazırlanıyorlardı.

“Ağlama Lalin… İstemediğini artık ben de anlıyorum. Ama o sana iyi bir koca olacak. Hem bu evlilik sayesinde ailemiz kurtulacak.”

Annemin sesi kulaklarımda yankılandı.

Bir anne, kızının para için evlendirilmesine nasıl göz yumabilirdi?

Hâlâ anlamıyordum.

Anlamak da istemiyordum.

“Anne…” dedim yalvarırcasına.

“Nasıl göz yumarsın buna? Sırf o fabrika batmasın diye beni nasıl verirsiniz? Tanımadığım insanlara nasıl gönderirsiniz beni?”

Annem gözlerini kaçırdı.

“Kızım… Sen şimdi anlamazsın. Anne olunca anlarsın.”

Sanki bunun annelikle bir ilgisi varmış gibi.

Konuyu kapatmak için söylediğini biliyordum. Ne söylersem söyleyeyim vazgeçmeyecekti. İçindeki merhametin çoktan sustuğunu ilk kez o an fark ettim.

Ve ben de ilk kez şunu düşündüm:

Belki de kendimi kurtarmanın tek yolu kaçmaktı.

Dışarıdan yükselen tulum sesi daha da hızlandı. İnsanlar oynuyor, gülüyor, eğleniyordu.

Kimse gelin odasında sessizce yıkılan bir kız olduğunu bilmiyordu.

Ben ise aynadaki yansıma­ma baktım.

Gelinliğin içindeki kişi bendim…

Ama gözlerimin içi çoktan ölmüştü.


Ayaklarım beni düşünmeden karanlık yola doğru götürüyordu. Gelinliğin etekleri çamura bulanmıştı. Yağmur yüzüme sert sert vuruyor, nefes almamı zorlaştırıyordu.

Ama duramazdım.

Çünkü durursam geri götürürlerdi.

Arkama baktım.

Ev hâlâ ışık içindeydi. Tulum sesi rüzgârla birlikte kulağıma kadar geliyordu. İnsanlar oynuyor, gülüyor, benim yokluğumu henüz fark etmiyorlardı.

Bir an gözlerimi kapattım.

Gerçekten kaçmıştım.

Ama şimdi ne olacaktı?

Telefonum yoktu. Param yoktu. Gidecek hiçbir yerim yoktu.

Yağmur giderek hızlandı. Ellerim soğuktan titrerken yolun ortasında çaresizce etrafa baktım.

Tam o sırada uzaktan gelen araba farlarını gördüm.

Kalbim sıkıştı.

Panikle birkaç adım geri attım ama ıslak zeminde ayağım kaydı. Dengemi kaybedince kendimi bir anda yola attım.

Sert fren sesi geceyi böldü.

Araba önümde güçlükle durmuştu.

Korkuyla nefesimi tuttum.

Şoför kapısı hızla açıldı. Siyah montlu biri sinirle arabadan indi.

“Senin aklın mı çıktı?” diye bağırdı.

O sesi duyduğum an başımı kaldırdım.

Karan.

Yağmur koyu kahve saçlarını sırılsıklam etmişti. Yeşil gözleri öfkeyle bana bakıyordu.

Tam bana kızmaya devam edecekken gözleri üzerimdeki gelinliğe takıldı.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Kaşlarını çattı.

“Lalin…” dedi daha düşük sesle.

Bakışları yüzümde dolaştı. Ağladığımı fark etmişti.

“Ne oldu?”

Konuşmaya çalıştım ama sesim çıkmadı.

Sadece başımı iki yana salladım.

Karan derin bir nefes verdi, sonra etrafına baktı. Uzaklardan hâlâ tulum sesi geliyordu.

Bir şeyleri anlamış gibiydi.

“Sen…” dedi dişlerini sıkarak.

“Kaçtın mı?”

Gözyaşlarım tekrar yanaklarımdan aktı.

Karan birkaç saniye hiçbir şey söylemeden bana baktı. Sonra sinirli bir şekilde saçlarını geriye itti.

“Bu yolda durarak uzaklaşamazsın.” dedi sertçe.

Arabanın kapısını açtı.

“Bin.”

Bir an tereddüt ettim.

Karan’ın arabasına binmek…

Eskiden olsa dünyadaki son isteğim olurdu.

Çünkü biz hiçbir zaman anlaşamazdık.

Çocukken sürekli kavga ederdik. O benim sinirime dokunur, ben de

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play