1.Bölüm
KAÇIŞ
Hayat çok zormuş.
Bunu yeni öğreniyorum.
Çalan tulum sesi daha beş gün öncesine kadar en sevdiğim sesti. Tulum duyunca yerimde duramaz, oynamaya koşardım. Ama şimdi o sesten kaçıyorum.
Çünkü bu kez çalan tulum, benim hayatımın bitişini haber veriyordu.
Üzerimdeki beyaz gelinlik bugün bir kefenden farksızdı. Beni istemediğim bir aileye gelin, tanımadığım bir adama eş yapmaya hazırlanıyorlardı.
“Ağlama Lalin… İstemediğini artık ben de anlıyorum. Ama o sana iyi bir koca olacak. Hem bu evlilik sayesinde ailemiz kurtulacak.”
Annemin sesi kulaklarımda yankılandı.Bir anne, kızının para için evlendirilmesine nasıl göz yumabilirdi?
Hâlâ anlamıyordum.
Anlamak da istemiyordum.
“Anne…” dedim yalvarırcasına.
“Nasıl göz yumarsın buna? Sırf o fabrika batmasın diye beni nasıl verirsiniz? Tanımadığım insanlara nasıl gönderirsiniz beni?”
Annem gözlerini kaçırdı.
“Kızım… Sen şimdi anlamazsın. Anne olunca anlarsın.”
Sanki bunun annelikle bir ilgisi varmış gibi.
Konuyu kapatmak için söylediğini biliyordum. Ne söylersem söyleyeyim vazgeçmeyecekti. İçindeki merhametin çoktan sustuğunu ilk kez o an fark ettim.
Ve ben de ilk kez şunu düşündüm:
Belki de kendimi kurtarmanın tek yolu kaçmaktı.
Dışarıdan yükselen tulum sesi daha da hızlandı. İnsanlar oynuyor, gülüyor, eğleniyordu.
Kimse gelin odasında sessizce yıkılan bir kız olduğunu bilmiyordu.
Ben ise aynadaki yansımama baktım.
Gelinliğin içindeki kişi bendim…
Ama gözlerimin içi çoktan ölmüştü.
Gelinliğin eteklerinden tutup lavobaya gideceğimi söyleyip odadan çıktım.
Kalabalığın sesi midemi bulandırıyordu. Gözyaşlarımın sebebi onların eğlencesiydi resmen.
Etrafta birinin olup olmadığını kontrol edip uzun kolidorden merdivenlere yöneldim hızlıca. Ayağımdaki topuklular ses çıkarınca onlar çıkarıp elime aldım. Hızlıca arka kapıdan çıktım.
Rize'nin o serin ve ıslak toprak kokusu yüzüme doğru çarptı. Gözyaşlarım tenimde buz etkisi yarattı rüzgar sayesinde. Ama bu sefer mutluluktan ağlıyordum. Çünkü başardım evden çıktım. Ama şimdi ne yapacaktım?
Ayaklarım beni düşünmeden karanlık yola doğru götürüyordu. Gelinliğin etekleri çamura bulanmıştı. Yağmur yüzüme sert sert vuruyor, nefes almamı zorlaştırıyordu.
Ama duramazdım.
Çünkü durursam geri götürürlerdi.
Arkama baktım.
Ev hâlâ ışık içindeydi. Tulum sesi rüzgârla birlikte kulağıma kadar geliyordu. İnsanlar oynuyor, gülüyor, benim yokluğumu henüz fark etmiyorlardı.
Bir an gözlerimi kapattım.
Gerçekten kaçmıştım.
Ama şimdi ne olacaktı?
Telefonum yoktu. Param yoktu. Gidecek hiçbir yerim yoktu.
Yağmur giderek hızlandı. Ellerim soğuktan titrerken yolun ortasında çaresizce etrafa baktım.
Tam o sırada uzaktan gelen araba farlarını gördüm.
Kalbim sıkıştı.
Panikle birkaç adım geri attım ama ıslak zeminde ayağım kaydı. Dengemi kaybedince kendimi bir anda yola attım.
Sert fren sesi geceyi böldü.
Araba önümde güçlükle durmuştu.
Korkuyla nefesimi tuttum.
Şoför kapısı hızla açıldı. Siyah montlu biri sinirle arabadan indi.
“Senin aklın mı çıktı?” diye bağırdı.
O sesi duyduğum an başımı kaldırdım.
Karan.
Yağmur koyu kahve saçlarını sırılsıklam etmişti. Yeşil gözleri öfkeyle bana bakıyordu.
Tam bana kızmaya devam edecekken gözleri üzerimdeki gelinliğe takıldı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Kaşlarını çattı.
“Lalin…” dedi daha düşük sesle.
Bakışları yüzümde dolaştı. Ağladığımı fark etmişti.
“Ne oldu?”
Konuşmaya çalıştım ama sesim çıkmadı.
Sadece başımı iki yana salladım.
Karan