"Öleceğiz, kesin öleceğiz!"
İçindeki korkak ses bas bas bağırıyordu.
"Yok, dur durağı yok ki bu kızın. Hepimizi öldürtecek."
Görkem, içindeki korkak sese göz devirip başını, yaz sıcaklığının ılık ılık vurduğu cama çevirdi. Şehir merkezi çoktan geride kalmıştı. "Acaba daha ne kadar yolumuz kaldı?" diye düşünmeden edemedi. Çekinerek direksiyondaki adama baktı. Şehirden uzaklaştıkça huzursuzluğu içten içe artıyordu. Hep içinde susmak bilmeyen o korkak tarafı yüzündendi. Ne vardı bu kadar tedirgin olacak?
"Dracula’nın şatosuna gidiyoruz," diye fısıldadı içindeki korkak ses yine, sesindeki bütün kıyamet senaryolarıyla birlikte.
"Kes artık," diye susturdu onu cesur yanı, hafiften göz devirerek. "Alt tarafı iş görüşmesine gidiyoruz, bu kadar söylenilmez ki."
Görkem, "Şükürler olsun," dedi derin bir nefes vererek içinden. Sonunda susmuşlardı.
"Gergin misin Görkem?"
Görkem başını ışıklı camdan çevirip, dikkatini yola vermiş olan direksiyon başındaki adama baktı.
"Biraz," dedi yanaklarındaki hafif kızarıklığı gizlemeye çalışarak, mahcupça. "Kerem Bey... Ben ilk kez bir iş görüşmesine gidiyorum." Heyecanı diline dolandıkça pot kırmamak için apar topar ekledi: "Daha çok yolumuz var mı?"
"Pek bir şey kalmadı," diye karşılık verdi Kerem, yola odaklanan gözlerini bir an olsun ayırmadan.
İçindeki korkak ses aceleyle kelime-i şehadet getirirken Görkem yutkundu ve merakına yenik düşerek, "Kerem Bey," dedi. "Yanlış anlamazsanız bir şey sormak istiyorum. Neden açık adresi verip beni kendi başıma göndermek yerine, iş görüşmesine bizzat siz götürüyorsunuz?"
İçindeki korkak ses bu mantıklı soruya anında zihninin en karanlık köşesinden fırlayıp yanıtı yapıştırdı: "Seni daha iyi yiyebilmek için aptal!"
Tam o sırada Kerem hafifçe gülümsedi. Ancak bu gülüş, avına kilitlenmiş bir köpek balığını andırdığı için Görkem'in omurgasından aşağı soğuk bir ter süzülmesine neden oldu; istemsizce biraz gerildi.
"Bulamazdın," diye cevap verdi Kerem, sesindeki mesafeli sakinlikle. "Yani... Şehir insanının pek uğramadığı, oldukça geniş ve izole bir arazideki ev. Böylesi senin için de, bizim için de daha kolay olur diye düşündüm."
Görkem, söylenilenleri idrak ettiğini belli etmek için yavaşça başını salladı.
"Peki, ben de sana bir şey sorabilir miyim Görkem?" diye sordu Kerem, dikkati bir an için yoldan kayıp yan koltukta oturan genç kadını ağır ağır, merakla baştan aşağı süzerken. Sesinde tuhaf bir tartma tonu vardı. "Sen bu işe neden başvurdun? Yanlış anlama ama..." dedi, kuşkulu bir tonla, "Bir evde yardımcılık yapacak birine pek benzemiyorsun."
İçindeki cesur ses hemen devreye girip, "Aha, açık açık 'sen bu işin altından kalkamazsın' diyor!" diye gaz verirken, korkak ses çoktan köşeye sinmiş titriyordu.
Görkem, çenesini hafifçe yukarı kaldırarak, "Göründüğümden daha dayanıklıyımdır," dedi özgüvenle. "Ayrıca şu an acilen bir işe ihtiyacım var ve açıkçası bu pozisyonun sunduğu maaş çok iyi. Şu şartlarda seçme şansım yok zaten."
İçindeki edepsiz ses hemen kıkırdayarak araya girdi: