Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Zemheri
Fantastik

Zemheri

0Beğeni
0Okunma
1 Bölüm
1,612Kelime
8 dkSüre
01.07.2026Tarih
Hissediyorsan, çoktan ölmüşsündür.

Efsun Kocaer, yirmi dört yaşında her şeyini kontrol etmeyi öğrenmiş kusursuz bir polis, sistemin en sadık parçasıydı. Ta ki o karlı günde en güvendiği ortağı tarafından sırtından vurulup bir fabrikada ölüme terk edilene kadar. Şimdi karşısında, öfkesi ve acısıyla şekillenmiş gizemli bir iz sürücü: Ayaz Eryürük vardı. Onunla birlikte, hissetmekten korkmayan yüzlerce insan.

Efsun için iki seçenek vardı: Ya bir hiç olarak karanlıkta saklanacak ya da kalbinin ritmini serbest bırakıp o donmuş devleti temellerinden sarsacak büyük bir isyan başlatacaktı.

Zemheri yaklaşıyor. Ve bu kez karlar sadece ölümün değil, uyananların da üzerini örtecek.

1. ZÜMRÜT VE KÜL

Sektör 4 Merkez Karargahı'nın dezenfeksiyon tünelinden geçmek, her sabah ruhunu buzlu bir suya batırıp çıkarmak gibiydi. Beyaz, floresan ışıkların altında sırayla dizilmiştik. Duvarlardaki hoparlörlerden yükselen o monoton kadın sesi, günün ilk emrini fısıldıyordu. "Temiz beden, saf zihin, mutlak itaat." Sıra bana geldiğinde, tarayıcı bipleme sesiyle sol kulağımın arkasını yokladı. Zihnimin derinliklerindeki o yirmi dört yıldır hiç susmayan mekanik vızıltı, sistemin sabah rasyonunu damarlarıma pompalamasıyla yeniden canlandı. 

Hemen yan kabinde Boran duruyordu. Keskin çene hatları, fırtınanın ışığında donuk bir mermer gibi görünen sarı saçları ve her zaman yay gibi gergin duran o yapılı omuzlarıyla tam bir akademi subayıydı. Karargah panosunda adı yine "Haftanın En Yüksek Skorlu Memurları" arasındaydı. Kaşının üzerindeki o eski yara izine bakıp yavaşça gözlerine doğru indiğimde hafif gergin bakışlarıyla karşılaştım, ama çipi anında müdahale etmiş olmalıydı ki, bakışları saniyeler içinde yeniden o tanıdık, steril boşluğa büründü. Ağzımıza tutulan metal çubuklardan devletin o mide bulandırıcı, steril ilaç kokulu sıvısını çektik. Her sabah aldığımız bu sıvı, kalbimizin fazla atmasını, zihnimizin yasak yollara sapmasını engelleyen kimyasal bir kelepçeydi.

"Hazır mısın, Efsun?" diye sordu Boran ağır botlarını beton zemine vurarak.

"Her zaman," diye fısıldadım.

Birlikte o dondurucu soğuğa, Koruyucu-4 model devriye arabamıza doğru yürüdük. Şehir, devasa bir buz kütlesinin kalbine gömülmüş gibi gri ve sessizdi. Gökyüzünü kapatan devasa propaganda ekranlarından sızan soluk mavi ışık, sokaklardaki kar kütlelerine vuruyor; yüksek binaların tepesinde dönen devlet drone'larının mekanik vızıltısı fırtınaya karışıyordu. Ekranlarda sürekli aynı slogan dönüyordu: "Hissiz Toplum, Güvenli Gelecek." Arabanın silecekleri ön cama düşen kar tanelerini buharlaştırırken, dışarıdaki dondurucu fırtınanın sesi içeriye sadece boğuk bir uğultu olarak ulaşıyordu. Arabanın içi, az önce karargahta soluduğumuz o ilaç kokusuyla kaplıydı. Her nefes aldığımda devletin temiz, hissiz ve güvenli kokusunu alabiliyordum.

Parmaklarımı direksiyonun soğuk yüzeyine sabitlemiş bir şekilde gözlerimi kararmaya yeni yeni başlayan yola dikmiştim. Sol kulağımın arkasında, tam saç diplerimin bittiği yerde hafif, sinsi bir sıcaklık hissediyordum. Oraya yerleştirilmiş olan çipin kusursuz bir zümrüt yeşiliyle parladığını dikiz aynasından görebiliyordum. Gözümün önündeki sanal ekranda yeşil veriler akmaya başladı: Nabız tam altmış, sistem istikrarı %100, günlük itaat skoru %98.

Sıcak nefesimi göğüs kafesimde kilitledim. Eğer kalbimin ritmi tek bir saniye bile hızlanırsa, o yeşil ışık hiç acımadan sarıya dönüp beni ele verecekti. Hele ki kar yağarken bu çok daha tehlikeliydi. Karın tanımı bizde ölümdür. Her kar yağdığında devlet fazla hissedenleri —örneğin ölen yakınının arkasından hıçkırarak ağlayanları, haksızlığa öfkelenenleri ya da birine tutkuyla aşık olup sistem dışı heyecanlananları— sokaklardan toplayıp bir daha geri getirmemek üzere çok uzaklara götürürdü. Sonra arkalarından şehit oldular diyerek gri beton

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play