Kitaplar Özellikler İletişim İndir
ZEREN
Genel

ZEREN

3Beğeni
40Okunma
3 Bölüm
3,843Kelime
19 dkSüre
31.01.2026Tarih
Aynı çizgilerde, aynı yerde takılı kalır Zeren. Atölyesinin duvarları, zihnine de duvar örmüştür âdeta. Sonuna kadar açtığı kapıdan nihayet adımlarını attığında yolu bir kasabaya düşecektir. Bu kasaba onun sanatını çıkmazından mı kurtaracak, yoksa yüzleşme cesaretini yitirdikleriyle karşı karşıya mı getirecektir?
Gücünü kendinden aldığı iddia eden fakat bir o kadar da sırtını yaslayabileceği bir hikâye arayan Zeren, kendi evrenini arayanlar için belki de bir yeniden yaratım serüveni olacaktır.

VAZGEÇMENİN MÜMKÜNLÜĞÜ

Son on gündür, tüm karaladıkları zeminin bir köşesinde etrafa saçılmış öylece duruyordu. Onları yerden kaldırmamak nedense onu rahatlatıyordu. Kaldırıp bir köşeye koysa onları kabullendiği ve çizimlerinin artık tamamlandığı izlenimine kapılacaktı. Bunu yapamayacağının farkındaydı, en azından ne istediğini bilmenin verdiği rahatlıkla eylemlerini kontrol edebiliyordu.

Sırtını yasladığı deri koltukta hafifçe öne doğru eğilip kamburunu çıkararak zeminde göz gezdirdi. Ne çoklardı, gün geçtikçe artıyorlardı; artık tüm çizdiklerinin önünü alamıyordu. Onun için en tuhaf olanı ise, kalemi alıp ne zaman bir şeyler çizmeye başlasa hep aynı nesneler ve konunun etrafında çizmesiydi.

Elindeki küçük defteri ahşap masanın üzerine bırakıp kurşun kalemi ise defterin üzerine koydu ve “Yine aynı figür… aynı çocuk… aynı suskun gözler…” dedi mırıldanarak. Usanmıştı artık, hep aynı, aynı detaylar… Boş vermeye çalışıyor fakat olmuyordu.

Masada yer yer deformeler oluşmuştu, âdeta bir sanatçının masası olduğunu çığlık çığlığa dile getiriyordu. Gözlerini kapatıp birkaç saniye öylece kaldı, ardından açtığı ela gözleriyle yeniden merhaba dedi atölyesine. Saate baktı, yedi buçuğu gösteriyordu.

Dışarıda inceden bir rüzgâr esiyor, güneşin sıcağını camlardan atölyenin içerisine sürüklüyordu. Pencerenin önündeki mor renkli begonviller artık çatıya uzanmış, tüm duvarı örtüyordu. İç açıcı görüntüsüne ve havasına aldırış etmeyen Sarp’ın budama ısrarlarına rağmen Zeren olduğu gibi bırakmakta inat ediyordu. Zeren oralı olmayınca o da vazgeçmiş, kendi hâline bırakmıştı. Yine de muazzam görünüyor ha, diyordu içten içe Sarp, Zeren’e belli etmeden.

Begonvillere eşlik eden rüzgâr, camların ve kapının aralığından içeriye, taze çekilmiş kahve çekirdeklerinin o sıcacık kokusunu atölyeye taşıdığında Zeren'in yüzünde keyifli bir gülümseme belirdi. Sarp ne zaman atölyeye uğrasa elinde iki kişilik kahve kutusu olurdu. Zeren ise her seferinde ta köşebaşından alırdı kokusunu.

Eğilip yerdeki tüm kâğıtları kaldırmaya yeltendi ve titreyen ellerle kâğıtları toplayıp hemen arkasında duran kolinin içine attı. Sarp’ın onları görmesini istemiyordu, dolan gözleriyle gizlenme çabasına, devasa büyüklükteki koliye baktı. Sarp oradakileri görse yine gerilecek, durumu toparlayana kadar akla karayı seçecekti. Masanın üzerindeki defterin kapağını kapatıp kenara koydu. O sırada kapıda bir tıkırtı duyunca köşedeki dolaptan bir tişört alıp üzerine geçirdi.

Tıkırtı artık kapı sesine dönüştüğünde kahve kokusu atölyeyi iyice sarmıştı. Hızlı adımlarla koşup kapıyı açtı ve hemen Sarp’ın elindeki kahve kutusunu aldı. Kahvelerden birinin kapağını açıp birkaç yudum aldığı sırada, “Sana da günaydın,” dedi Sarp tatlı bir sitemle.

“Günaydın, hoş geldin,” dedi Zeren çocuksu bir sevinçle, arkadaşının sitemini görmezden gelerek. Sarp da bilirdi onun kahveye düşkünlüğünü, o yüzden ikisi de bu sahneyi çokça yaşıyordu.

Sarp atölyenin içerisinde ufak bir gezintiye çıktığında Zeren çoktan kahvesini bitirmiş, nihayet kendisine gelmişti. “Ooo, hanımefendi bu ne hız? Benzininiz bitmiş de yarı yolda kalmış gibi kahveye dayandınız yine.”

Onun bu tatlı sataşmaları Zeren’in havasını

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play