~Afsun~
Uzaktan onu izlerken, yanındaki kadına duyduğum kıskançlık göğüs kafesimi daraltıyordu. Kadının eli usulca onun bacağını bulduğunda, sanki o parmaklar doğrudan nefesimi kesiyormuş gibi başımı hızla yere eğdim. Boğazıma oturan o tanıdık, yutkunması imkânsız yumruyla baş başaydım yine. Geceye karışan neşeli kahkahaları kulaklarıma doluştukça, göz pınarlarımda tutmaya çalıştığım yaşlar teker teker süzüldü. Arkamı dönüp ağır ağır ilerlemeye başladım. Zihnimin acımasızca yüzüme vurduğu gerçeklere tutunarak, kalbimi paramparça eden o sızıyı hissetmemeye çalıştım.
Evin önüne geldiğimde, elimi kapı koluna uzatmaya mecalim kalmamıştı. Ruhumu ezen o kahkahaların ağırlığıyla omuzlarım çöktü, bakışlarım ayak uçlarıma mühürlendi.
"Neden?" diye fısıldadım karanlığa, sesim çaresizliğime bulanmıştı.
Yüzümü usulca kaldırıp kapıya baktım. İçimde dünyayı ateşe vermek isteyen o isyankâr çığlığın aksine, dudaklarımdan dökülen kelimeler acınası bir fısıltıdan ibaretti.
"Neden buraya aitim?"
Neden o kadının olduğu yere, ona değil de bu koca boşluğa aitim?
Ayaklarım kendi iradem dışında geri geri giderken, titreyen dizlerime söz geçiremiyor, ayakta durmak için bacağımı tutmaya çalışsam da o amansız güçsüzlüğe engel olamıyordum. Sonra birden arkamı dönüp koşmaya başladım. Koştukça yanaklarımı ıslatan o çaresiz yaşlara yenilip geri dönmemek için, gecenin zifiri karanlığına rağmen gözlerimi sımsıkı yumdum. Önümü görmeden, körlemesine, sadece bu histen kaçmak istercesine düzensiz adımlarla koşuyordum.
Soluğum kesilene dek attığım o değersiz adımların sonunda, ayağımın takılmasıyla kendimi yerde buldum. Yüzüme sıçrayan çamurlu suyla artık dayanma noktamın sonundaydım. Bütün acımı, bütün o kimsesizliğimi çamurda boğabilecekmişim gibi çamurlu suyu hırsla avuçladım. Parmaklarımın arasından sızan çamur, kalbimdeki kapkara öfkeyle birleştiğinde; içimde biriktirdiğim o koca yangını kusarcasına, avazım çıktığı kadar bağırdım.
Sesim gecenin sağır edici boşluğunda yankılanıp kaybolurken, göğsüme batan sancı nefesimi tamamen kesti. Çamurun içinde, yaralı bir canavar gibi kıvranmaya, acıyla çırpınmaya başladım. Avuçlarımdaki ıslak toprağı tırnaklarımla kazıyor, içimdeki zehri söküp atmak istercesine hıçkırıklara boğuluyordum. Bedenim sarsıldıkça yüzüme gözyaşlarımla birlikte çamur bulaşıyor, tükenmişliğim usulca toprağa karışıyordu.
İsyanım yavaş yavaş gücünü yitirdiğinde, geriye sadece o kahredici sessizliğim kaldı. Titreyen ellerimden destek alarak önce dizlerimin üzerinde doğruldum, sonra ağır ağır ayağa kalktım. Bedenimdeki sızı umurumda bile değildi. Başımı kaldırıp etrafıma baktım. Issız, karanlık ve buz gibi bir sokak... Göz alabildiğine uzanan o zifiri karanlık, ruhumu saran kimsesizliğimi acımasızca yüzüme çarpıyordu. Sığınacak hiçbir yerim, aidiyet hissedeceğim tek bir kuytu yoktu. Ben, bu koca dünyanın tam ortasında yapayalnızdım.
Sonra bakışlarım usulca geriye, az önce ardıma bile bakmadan kaçtığım o yöne kaydı. Canımı yakan, gururumu paramparça eden o yere... Zihnim bütün hücresiyle "Geri dönme!" diye feryat ederken, ayaklarım çoktan kendi iradesini eline almıştı. Yenilmişlikle yutkundum. Yüzümdeki çamura karışan yeni yaşlarla, az önce nefes nefese kaçtığım o eve doğru kendi ayaklarımla, çaresizce yürümeye başladım.
Adımlarım beni