Anka öne doğru adım atarken, bakışlarıyla oğlunu takip ediyordu fakat öylesine ani olmuştu ki her şey; oğlunu tutmaya yetişemedi. Elindeki kaseyi çabucak tam da yanından geçmekte olduğu, ortadaki elips şeklindeki büyük sehpanın üzerine bırakarak telaşlı adımlarla Aşil’in yanına ulaştı. Aynı anda Derim, yukarıdan indiği basamakları üçer beşer kat ederken “Aşil!” diye bağırdı korkuyla.
Anka yere oturarak oğlunu kucağına çektiğinde, Derim diplerinde bitmişti bile. Tıpkı ana oğulun oturduğu gibi yere, yanlarına çökercesine oturduğunda bedeni titriyordu ve buna engel olamıyordu. Korkulu gözlerle Aşil’e bakıyordu fakat ağzından tek kelime çıkmıyordu.
“Annecim? İyi misin bebeğim?”
Anka, oğlunun bu durumlarda verdiği tepkiyi bildiği için çok telaşlı olmadan sanki sıradan bir durummuş gibi üstelemiyordu ve oldukça soğukkanlıydı. Aşil öylesine gururluydu ki ne zaman düşse asla ağlamaz, acısıyla baş etmeye çalışırdı. Endişeyle üzerine gidildiğinde huysuz bir tavırla sert tepkiler verirdi ve Anka, çoğu zaman bu tip küçük durumları sıradan olaylar olarak geçiştirirdi. Daha küçük olduğu zamanlarda, Aşil bir köşeye siner; acısının geçmesini beklerdi. Üzerine düşülmesi gururunu kırıyordu ve Anka, çoğu zaman sanki hiçbir şey olmamış gibi davranırdı.
“Azıcık alnım acıdı,” diye sızlandı Aşil yüzünü buruşturarak. Ağlamıyordu ancak canının yandığı belliydi. Elini alnının kenarına kaldıracağında Anka ondan önce davrandı ve parmaklarının ucuyla şimdiden kızarmış yeri şefkatle yokladı.
“Çok acıyor mu bebeğim?”
“Yok, çok acımıyor,” dedi Aşil düşük tonla. Çok umursamıyormuş gibi davranmaya çalışıyordu. Titreyen gözlerini annesine kaldırmıştı.
“Tamam bebeğim. Buz koyarız şimdi, o zaman daha iyi hissedeceksin.”
Anka başını kaldırıp Jan’a baktı. “Jan, Alin’e seslenebilir misin? Soğutucuda donmuş jel var, biraz tutalım üzerinde ki morarıp şişmesin.”
“Doktora gidelim!” dedi Derim, nihayet sesini bularak sert bir tonla.
Anka başını salladı karşı koyarak. “Doktorluk bir şey yok. Çok sert çarpmadı.” Başını yeniden oğluna eğdi gülümseyerek. “İyisin, değil mi bebeğim?”
Aşil başını salladı. “Çok acımıyor ki. Geçecek. Hep geçiyor. Turuncu bant yapıştırabilir miyim?”
Aşil’in hevesli bakışlarına Anka yeniden gülümsedi. Aşil’in sevdiği şeylerden biri de edindiği her yaraya turuncu yara bandı yapıştırmaktı.
“Tamam. Turuncu yapıştırırız,” dedi sevgi dolu bir tonla.
Alin, arkasında gergin suratlı Jan’la birlikte hızlı adımlarla yanlarına geldiğinde; dizlerini kırarak eğildi ve ilgili gözlerle Aşil’e bakarken gülümsedi.
“Düştün mü Prensim sen? Çok canın acıyor mu?”
“Düştüm. Ayağım takıldı,” dedi Aşil, dudaklarını büzerken çok önemli bir şey değilmiş gibi davranıyordu yine.
Alin parmaklarının ucuyla Aşil’in alnının ucunda kızarmış hafif şişliği yokladı ve teselli eden bir tonla “Bir savaş yarası daha mı Prensim?” dedi oyuncu bir tonla. “Hemen jel getiriyorum, bak gör hiçbir şeyin kalmayacak.”
Alin çabucak yerinden kalkarken, Aşil üsteleyerek tekrarladı. “Ama annem turuncu bant yapıştırabileceğimizi söyledi.”
“Biraz buz tutalım üstüne, sonra istediğin bandı da