Kitaba başladığınız tarihi ve saati yazar mısınız? ^_^ 💐
Minicik eller, gökyüzüne uzanarak gönüllerinde kopan fırtınayı dindirecek bir dua ederdi Yaradan'a. Bir aman dilenirdi. Kendimi bildim bileli ellerim gökyüzünden hiç inmemişti. Henüz ufak bir kızken, annemin hastane odasından çıkması için ettiğim dualar gibi, şimdi de Allah'a yalvarıyordum. Bu kez anne olan bendim. Ve dualarım dokuz aydır karnımda taşıdığım minik can içindi.
"Ne olursun Rabbim! Yıllar sonra kavuşacağım evlattan beni ayırma."
Burası Çukurova. Pamuk tarlaları içerisinde yetişen, elleri halı dokumaktan nasır tutan genç bir kadın olarak, bir evlada sahip olmanın arzusuyla ömrümü geçirmiştim. İçerisinde bulunduğum Beşiksiz Konak, anne olmamın imkansızlığını belletmişti. Bana bunu öğretmişti. Sorunun kocamda olduğunu bilmelerine rağmen sırf konağın ağasına toz kondurmamak için gençliğimi bir bebek sahibi olamayacağımın derin ızdırabıyla geçirmeme neden olmuşlardı.
Kaderin cilvesiydi ya! Şimdi, bu karanlık odada doğum yapıyordum. Ellerim, altıma serilen çarşafı sıkarken, ölmemek için damağım kuruyana kadar dua ediyordum.
"Bebeğin nabzı düşüyor."
"Rabia Hanım, haydi son bir nefes! Haydi, yapabilirsiniz!"
Gözlerim kararıyor, kulaklarım uğulduyordu. Son bir ıkınma! Her şeyi çözecek ve bebeğimi sağlıkla kucağıma almamı sağlayabilecekti. Son bir ıkınma... Yapabilirdim...
"Gebenin nabzı da düşüyor! Rabia Hanım... Rabia Hanım!"
Suratıma vurulan ufak tokatlar beni kendime getirmek için didinse de gözlerimi açmak düşündüğümden daha zordu. Bir bebek dünyaya getirmek, bu kadar meşakkatliymiş meğer.
Bilincimi yitiriyordum. Kararan gözlerimi açık tutmak gittikçe zorlaşıyordu. Üstesinden geldiğim nice güçlüğün, yavrumu doğurmanın yanında bir hiç kaldığını hissettim. Dizlerimin üzerine çöküp de feryat ettiğim anları iyi hatırlıyordum. Üzerime bir kuma getirildiğini işittiğimde, ne kadar büyük bir yıkıma uğradığımı da hatırlıyordum. Hiçbirinde...
Hiçbirinde şuan içimde beliren o yoğun dürtüyü hissetmemiştim.
"Rabia Hanım, bebeğin başı elimize, şimdi sakin olun... Sakin olun ve..."
Daha ebe kadın sözünü bitirmeden, var gücümle ıkınarak elimdeki son kudreti de dünyaya gelecek bu canı itmekle harcadım.
Başarmıştım. Yavrumu doğurmuştum. Kararan gözlerim, yüreğime ufak bir korkunun tohumlarını serperken, dünya gözüyle doğan evladımın sesini işitebilmek dudaklarımda mağrur bir tebessüm doğurdu. Beşiksiz Konak'tan çıkıp da bir bebeğe sahip olmanın haklı gururunu yaşıyordum! Ben hayatımı kazanmıştım.
Nice çaresiz kadına, gökyüzünde parlayan ulu güneşin ışığı kadar aydınlatıcı bir umut parıltısı olmak istedim.
Başardım. Fakat bu zafere ulaşmak, hiç de kolay olmadı...
"Nabzı düşüyor!"
Başımdaki hemşirelerin bağırışları birer uğultuya dönerken, evladımı bir kez olsun göremeden gözlerim kapanıverdi. Belki uyanır, canımdan doğan bu canı kucaklayabilirdim; belki de Yaradan'ın bana biçtiği ömür bu kadardı...
15 Yıl Önce
Avuçlarıma yaktığım kınanın al rengi, bugünün tek güzel yanıydı zannımca. Kilim dokuyan nadir genç kızlardandım. Kiminin kaçıp karalara büründüğü renkler, benim için her şeydi.
"Nasıl da narin, nasıl bir güzellik bu. Neden çıkıp oynamıyor