Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Karanlık Sarmal 1. Kitap
Macera/Aksiyon

Karanlık Sarmal 1. Kitap

13Beğeni
62Okunma
2 Bölüm
9,326Kelime
47 dkSüre
19.10.2026Tarih
İki çocuk...
İki farklı ülke...
Bir kış günü aynı anda dünyaya geldiklerinde, ciğerlerine ilk nefesi de aynı anda çektiler. Birbirlerinden çok uzakta olsalar da yaşayacakları acıları bilir gibi yine aynı anda ilk çığlıkları duyuldu.
İstanbul’da zamanın adı; 22:23 idi.
Bosna’da zamanın adı 21:23 idi.
Zamanların ismi farklı olsa da o gün farklı yerlerde iki çocuk aynı anda dünyaya geldi. İlk feryatları aynı anda çıktı. İlk solukları ciğerlerine aynı anda çektiler. Her şeyden habersizdiler. Dünyaya geldikleri anda, muktedir olabildikleri tek şey o cılız seslerle ağlamak ve içgüdüsel bir can havliyle nefes almaktı.
Birbirlerinin varlığını dahi bilmeden yıllar geçireceklerdi.
Karşılaştıklarında ise; henüz farkında bile olmadıkları bir sarmalın içindelerdi.
Biri, ışığın yokluğuna mahkum doğmuştu.
Diğeri, onun mahrum olduğu ışığın varlığına tutunmuştu.

Giriş

Felsefeciler, karanlığın var olmadığını söylemiş ve aslında karanlığı, ışığın yokluğu olarak tanımlamışlardır. Yani gerçek yaşamda karanlık, ışığın yokluğu’na verilen addır.

Karanlık, her insanoğlunun benliğinde de mevcuttur.

Kimi zaman bazıları; hırslarını, aç gözlüğünü, hasedini, nefretini, acımasızlığını ve şiddet eğilimi gibi kötücül duygularını sakladığı o gizli bölüme, en ufak bir ışık huzmesi dahi sızsın istemez. Sanır ki, onlar açığa çıkarsa gerçek yüzü de ortaya çıkacaktır. Ve benliğinde bulundurduğu o duyguları hep karanlıkta bırakır; sonuçta, ışığın var olmadığı kopkoyu bir karanlıkta, gözlerden uzak, güvenle saklanmış bir yerdir orası.

Kimi insan ise, benliğinin her bir zerresi ışıkla dolsun ister. Kollarını iki yana açarak büyük bir şevkle karşılar ışığı. Saklayacak bir şeyi yoktur çünkü. Her bir zerresi ışığa tutulmuş elmas parçaları gibi parlasın, etrafa ışık saçsın ister.

Jung’un da ifade ettiği gibi; “Bir insan, aydınlığı hayal ederek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanır.”

İşte bu aydınlanmaya gönüllü olanlar; benliklerindeki her bir karanlık köşede bekleyen kötülüğü kontrol edebileceklerini bilirler, buna sonsuz bir güvenle inanır ve ışığa kucak açarlar.

Ve bir de başkaları vardır... Bir zamanlar ışıkla parlayan, ışığa kucak açan fakat sonra sonsuz bir karanlığa mahkûm olan birileri.

Tıpkı devasa bir patlama sonrası gözleri kör edecek denli parlak bir ışığa maruz kalmış; ardından bu patlama sonrası ortaya çıkan derin sessizliğin içinde, ışığın da yok olmasıyla karanlıkla çevrilmiş birileri.

Dünyaları yerle bir edilmiş birileri. Kuytu karanlık köşelerde saklanan değil... Karanlığın ta kendisi olmuş birileri.

Ölüler Diyarı’nın efendisi... Nam-ı diğer Hades...

Sanmayın ki, başkaları yok. Bir de direkt karanlığa doğanlar var.

Hiç ışık görmemiş, hiç aydınlıkta yürümemiş, karanlığa sığınmış ve hatta karanlığı dost edinmiş biri. Ona sunulan tek şeye tutunmak zorunda kalmış, onunla oynamayı öğrenmiş biri...

Baktığı her yer karanlık, gördüğü her yer karanlık, hissettiği her şey karanlık olduğundan, kara bir ok gibi saplandığı herkesi de karanlığa sürükleyen biri.

Bir kısım ona Orakçı da der. Bu yüzdendir uluslararası dilde ona The Reaper demeleri. Oysa Azrail’le birebir tanışanlar bilirler ki, onun orağı yoktur. Heyhat, bu bilgiyi başkalarına verebilme imkânları da olmamıştır hiç.

Bilfiil kendisi ölüm olan; birinin canını alması için illa da bir silaha ihtiyaç duymayan biridir o. Hoda Korosu üstadı için herhangi bir öldürücü silaha ihtiyaç yoktur. Tıpkı ona konulan ismin anlamını kutsarcasına; ucunda temreni olmayan sivri, demirsiz bir ok’tur o. Silahın ta kendisi, ölümcül kara ok’tur o.

Ölümün efendisi; Azrail’dir o.


🏹🏹🏹

“Haydi, daha büyük acılara doğru inelim şimdi...”

İlahi Komedya, Cehennem

Dante Alighieri

14 Şubat, 1995


1884’te Washington’da toplanan Uluslararası Meridyen Konferansı bir öneride bulundu. Teklif, boylam ve zaman ölçümü

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play