Selamlar! Yepyeni bir macera da yeniden birlikteyiz🥹Açıkçası çook heyecanlıyım. Bu kurgu aylardır aklımdaydı. Ama doğru zamanın Paradoks final verdikten sonra olduğunu biliyorum. Şimdilik onlarla tanışın diye ilk bölümü atıyorum. Paradoks'un finalinden sonra aktif bir şekilde bölümler gelecek. 🫠
Hepinizi çok seviyor, bu yolda da desteklerinizi bekliyorum.❤️
Başlangıç tarihini buraya yazabilirsiniiz.🐦🔥
Yeni bölümlerden, alıntılardan, kitaplarımdan haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz.
Instagram/Tiktok/X:monsoleil777.
Sahne şimdi Cihan ve Reyhan'ın, buyrunuz efendim. İyi okumalar!🐦🔥
CİHAN SUNGUR
"Cio, Alyap Sitesi'nde acil bir iş varmış. Bir saat içinde gelebilir misiniz diye soruyorlar."
Elimdeki yarım kalmış vitray parçasını ışığa doğru kaldırmıştım. Camın içinden süzülen gün ışığı, kırmızıyla turuncunun arasında bir yerde kalmış bir renge dönüşüyordu. İnsanlar vitrayın ne olduğunu bilmese de ışığın camdan geçerken nasıl başka bir şeye dönüştüğünü anlayabilirdi aslında. Ama Türkiye'de kimse böyle şeylerle uğraşmazdı. O yüzden ben de camları bırakıp toprağa bulaşmıştım. Şimdi günlerim ya birinin bahçesindeki kurumuş çimlere bakarak ya da budanması gereken ağaçlarla uğraşarak geçiyordu. Başımı kaldırıp tezgâhın öte tarafında duran Bahadır'a baktığımda:
"Sen gidemez misin?" dedim. Bahadır kolunu kaldırıp saate baktı. Yüzündeki ifade, cevabı daha söylemeden anlamama yetmişti.
"Tam on dakika içinde karşı sitede olmam lazım. Yoksa giderdim." dedi omzunu silkerek. Başımı ağır ağır salladığımda içimden kısa bir hesap yapmadan duramadım. Alyap Sitesi'ne gidip işi halletmek, sonra da Nefes'in okul çıkışına yetişmek teoride mümkündü. Pratikteyse İstanbul trafiği diye bir gerçek vardı.
"Tamamdır," dedim tezgâhtan anahtarlarımı alırken. "Çıkıyorum. Eğer Nefes'in okul çıkışına yetişemezsem, onu sen alır mısın?" Bahadır hiç düşünmeden kafasını salladı.
"O iş bende Cio'm." gülümsememe engel olamadım. Bahadır liseden bu yana, bana erkek kardeş olmuştu. Onunla aramızdaki bağ, arkadaşlıktan çok daha öteydi. Bir sonraki saniye cebinden arabanın anahtarını çıkarıp bana doğru fırlattığında refleksle elimi kaldırıp havada yakaladım.
"Dağıtma ortalığı," diye arkamdan seslendi. Kapıyı itip dükkândan çıktığımda bahar yeni yeni şehre siniyordu. Hava hâlâ serindi ama toprağın kokusu değişmişti. Bahar geliyordu. Motoru çalıştırmadan önce bir an direksiyonda durup nefes aldım. Hayatımın yarısı kırık camların arasından ışık geçirmeye çalışarak, diğer yarısıysa başkalarının bahçelerinde düzen kurarak geçiyordu. Garipti ama alışmıştım. Motoru çalıştırdığımda araba kısa bir homurtuyla kendine geldi. Direksiyonun üstüne bir an parmaklarımı vurup derin bir nefes aldım. Bahadır'la ortak olduğumuz şu eski servis arabasının sesi bile bana eski yılları hatırlatıyordu. Onunla tanışıklığımız öyle sonradan kurulmuş, iki sohbetle oluşmuş bir dostluktan ibaret değildi. Biz birbirimizi çocukluktan beri tanıyorduk ama asıl bağımız lisede kurulmuştu. İkimiz de aynı meslek lisesine düşmüştük. O yaşlarda insanın aklı pek bir şey almıyor, okul seçerken de kimse "İleride bununla para kazanır mıyım?" diye düşünmüyordu. Bizim bölüm cam işçiliği üzerineydi.
İlk gün