"İki aylık taksitin gecikmesi zaten büyük bir problem, Leyla. Biriken borcunu yatıramazsan ki , seni fazlasıyla idare ettik , elimden bir şey gelmez. Üstelik ablanı aradık ama telefonlarımızı açmadı. Eğer taksidi iki güne kadar ödeyemezsen dershaneden atılacaksın . "
Leyla, dershane müdürünün soğuk ve kesin uyarısını düşünüyordu. Zaten dalgın olan adımları, karlı yolda iyice ağırlaşmıştı. Elleri sırt çantasının askılarına kenetlenmiş, sanki o askılar hayatta tutunduğu son ipliklermiş gibi sıkıyordu.
Yüzüne vuran sert ayazda, acı bir rüzgâr tenini kamaştırıyordu. Ayakkabısının açıklığından içeri sızan karın ıslattığı, uyușmaya yüz tutan parmaklarının acısını bile hissedemiyordu. Zihni, fiziksel zorluğunun çok ötesindeki bir girdaba odaklanmıştı.
Yıllardır ablası onu ve kardeşini büyütmüş, evin bütün yükünü tek başına sırtlamıştı. Leyla’nın bu en büyük hayali , iyi bir eğitim almak, bile ablasının yükünün bir parçasıydı şimdi. Ona dönüp taksidi öde demeye, omuzlarına yeni bir keder yüklemeye yüzü tutmuyordu. Ablası, onun ders çalışmaya odaklanmasını istediği için çalışmasına izin vermediğinden yardım da edemiyordu. Her adımda, omuzlarına çöken suçluluk hissi, kış ayazından çok daha keskin ve dondurucuydu.
Leyla, artık ne müdürün uyarısını ne de parmaklarının sızısını düşünüyordu. Zihninde tek bir görev listesi vardı: Dokuz yaşındaki kardeşi. Ablası geç saatte eve gelene kadar küçük kardeşi tek başına kalıyordu. Eve gitmeli, kardeşinin karnını doyurmalı, evi toparlamalı ve soğukta donmamaları için sobayı yakmalıydı.
Bir de başlarına bela olan sarhoş babaları vardı. Leyla, evden çıkmadan önce kardeşine her zaman, onlar gelmeden babasına asla kapıyı açmamasını öğütlediğinde içi rahattı. Leyla ve ablası başında olmadığında, babası kardeşlerine zarar verebilirdi. İçki parası için yapmayacağı kalleşlik yoktu.
Daha fazla olumsuz düşüncelere dalmadan adımlarını hızlandırdı. Yıkılmaya, pes etmeye hakkı yoktu. Ablasının her gün can hıraş çalıştığı, yarına umutla baktığı bu adaletsiz dünyada Leyla kendini asla salmazdı. Ablasına en azından derslerinde başarılı olarak ve kardeşine iyi bakarak yardım edebilirdi.
Evine yakın bir köşede, ara sokağa geldiğinde, bir yanıp bir sönen sokak lambasına baktı. Uzunca bir mesafede, sadece o lamba daracık sokağı aydınlatıyordu. Yaşadıkları mahalle tekin bir mahalle değildi. Hırsızın, itin, kopuğun yuvası buradaydı. Aslında evine gitmek için daha aydınlık yollar da vardı ama burası kestirmeydi.
Eskiden sürekli yanan lamba, artık bir yanıp bir sönüyordu. Korkuyordu Leyla. Bedeninde kanla beraber, yoğun bir korku da akıyordu sanki. Ama eve hemen varabilmek için her zamanki gibi mecburen bu yoldan gidecekti. "Daha önce bir şey olmadı, şimdi de olmaz," diyerek kendini cesaretlendirip bir kez başını aşağı yukarı salladı. Omuzlarını dikleştirip hızlı adımlarla sokağa girdi.
Ezber ettiği ama her adımda ürktüğü sokakta giderken, dudakları bir melodi tutturdu:
"Küçüğüm, daha çok küçüğüm Bu yüzden bütün hatalarım Öğünmem