Kitaplar Özellikler İletişim İndir
ŞAFAKSIZ
Macera/Aksiyon

ŞAFAKSIZ

45Beğeni
57Okunma
1 Bölüm
562Kelime
3 dkSüre
04.05.2026Tarih
Şehadete aşık bir asker, Askere aşık bir afeti devran...

1. Vuslat Günü

Asaf,

Helikopter havada gözüktüğünde kucağımdaki minik kızı biraz daha sıkı sarmaladım. Muhtemelen, içinden çıkardığımız çatışma yüzünden hala tirtir titriyordu.

Artan sesle yüzünü boynuma gömüp saklanmaya çalıştığında, toza kire bulanıp keçe gibi olmuş bukleli saçlarını okşadım.

“Şşş, korkma. Artık güvendesin. Hiçbir şey olmayacak.”

Kelimelerimi anlamadığına neredeyse emindim ama güvende olduğunu hissetse yeterdi zaten.

“Komutanım, helikopter iniş için izin istiyor. Onay veriyor musunuz?”

Muhabereci Fatih, helikopterin sesini bastıracak şekilde bağırdığında Sarp yüzbaşım eliyle işaret verdi.

“Sahayı emniyete alın.”

Tim sivillerin önüne barikat kurup helikopter için saha açarken Fatih işaret fişeğini ateşledi.

Yeşil duman hızla gökyüzüne doğru yükselirken tepemizde turlayan helikopter hızla inişe geçti.

Fişekle yerimizi açık ettiğimiz için zamanımız kısıtlıydı. Deyrizor cehenneminde mahsur kalan bir imam ve ailesini kurtarmak için intikal yapmıştık. 

Yarım inişte kalan helikopter sabitlendiğinde hızla açılan kapısına doğru ilerledik.

Timden herkes bir çocuk kapıp, zeminden yarım metre yüksekte duran helikoptere atarken babaları olan imam da, karısının binmesine yardım etti. En son kendisi bindiğinde, kucağıma bir kene gibi yapışmış minik kızını incitmeden söküp alması için uzattım ama Sarp komutan sırtıma elini koyup beni de içeri ittirdi.

“Binsene lan!”

Genelde ilk binenlerden olmayı kimse istemese de kollarıma emanet minik için direnmeden bindim.

Ardım sıra makinelici Yavuz, sıhhiyemiz Mert, bomba imhacı Kurt’u da bindiren komutanımız en son kendini de helikoptere atıp yükselmesi için işaret verdi.

Toplam yarım dakika ancak süren tahliyeden sonra hepimiz rahat bir nefes verdik.

Helikopter yükselmeyi henüz tam olarak bitirememişken yerden gelen ateş etme sesleri aslında geç bile kaldığımızı gösteriyordu.

Hızla kucağımdaki miniği, yanımda oturan babasına emanet edip kapının önüne yattım. Nereden ateş edildiğini bir an evvel görüp makineliye çökmem lazımdı.

“Yerden ateş alıyoruz, hemen yüksel, hemen!”

Sarp komutan pilota seslenirken Yavuz da diğer kapının önüne uzandı.

İki yandan, saniyede yüzlerce mermi akıtıp arkasına siper aldıkları çalılıkları biçtik. Silah sesleri tamamen durduğunda Yavuz kapıyı örtüp geri çekildi ama benim içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı.

Kendimi az daha dışarı alıp bölgeyi taramaya çalışırken boynumun sol yanından gelen yanma hissi ile hızla başımı eğdim.

Tam tahmin ettiğim gibi keskin nişancı vardı. Elimi yaranın üzerine attım. Fışkırırcasına kan gelmediğine göre az daha idare edebilirdim. Önce şu şerefsizi indirmem gerekiyordu.

Patlayan merminin sesi boynumdaki yanma hissinden sonra geldiğine göre elindeki uzun menzilli, sağlam bir şeydi.

İkinci mermi de ateş edildiğinde, anlık beliren kıvılcım izinden puştun yerini tespit ettim. Yan tarafıma bıraktığım Şafaksızıma uzanırken yaralandığımı fark eden komutan enseme çöktü.

“Vurulmuşsun lan, geri çekil şuradan!”

Görüşüm hala net olduğu için direndim.

“İzin ver komutanım, menzilimde.”

Ağzının içinden muhtelen gün yüzü görmemiş küfürler sıralayıp ensemdeki elini tampon niyetine yaramın üzerine bastırdı.

“İki saniyen var.”

Yeter de artardı bile.

“Fatih, söyle kuşu

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play