GİRİŞ
“Yolunun asla düşmesini istemediğin bir yere git!”
Yarısı mavi yarısı beyaz boyalı duvarların arasında, etrafını saran kalabalıkla birlikte oturan Sezen Saygıner, neredeyse birkaç dakika aralıklarla açılıp kapanan kapıyı izlerken gözünün önünde bir an babasının kızgın yüzü canlandı ve dudakları usulca iki yana kıvrıldı.
Karakoldaydı!
Ülkenin en ünlü iş adamlarından Erol Saygıner’in biricik kızı, cemiyet diye adlandırılan camianın göz bebeği Sezen Saygıner, basit bir bar kavgası yüzünden karakola düşmüştü.
Gerçi düşmek kelimesi kesinlikle onun içinde bulunduğu durumu tanımlamıyordu. Sezen’in yüzüne birkaç saniye bakan herkes, genç kadının buraya düşmediği konusunda kesinlikle hem fikir olurdu; çünkü Sezen ne üzgün ne de kızgın görünüyordu. O sadece biraz heyecanlı ve meraklıydı, o kadar.
İçine çektiği nefesi yavaşça bırakarak, sırtını soğuk duvara yasladı. Dudaklarında şeytani bir gülümseme vardı.
“Hadi ama surat asmayı bırak artık. Dünyanın sonu değil ya, alt tarafı karakoldayız.”
Bilge başını hızla çevirerek Sezen’in yüzüne baktı. Onun bu saçma sapan fikirlerine neden hala alışamadığını bilmiyordu.
“Alt tarafı öyle mi? Karakoldayız Sezen! Ka-ra-kol-da! Nasıl olur da burada olmamızdan basit bir şeymiş gibi bahsedersin?” Bilge bu durumun Sezen’i eğlendirdiğini biliyordu ve ne yazık ki bunun farkına varmak onu iyice çileden çıkarıyordu.“Tabi doğruya sana da eğlence çıktı.”
“Eğlence çıktığı falan yok, sadece fazla büyütüyorsun, hepsi bu. Ne var sanki biraz rahat olsan.”
Bilge oturduğu yerde huzursuzca hareketlendi.“Saçmalayı kes lütfen! Hatta en iyisi ağzını bile açma sen!” Ayağa kalktı, küçük adımlarla ileri geri yürüdü. “Şu yaşıma kadar bir kez bile bırak karakolun önünü, sokağından dahi geçmemişken söylesene sence nasıl rahat olabilirim?”
Sezen arkasına yaslandı, parmağıyla karşıdaki geniş köşeyi işaret etti.“Keşke şuraya bir kahve makinası falan koysalardı, beklerken bir şeyler içmek iyi olurdu.” En yakın arkadaşını çileden çıkardığının farkında değildi. Dudağı alayla yukarı kıvrıldı. “Aaaa bir de mutlaka geçmişsindir. Karakolun önünden diyorum... Mutlaka geçmişsindir ama farkına varmamışsındır. Neyse bırak sokağı falan da itiraf et hadi. Bu gerginliğinin asıl nedeni kararsız kalman mı?” Eğlenceli bir ses tonuyla devam etti. “Söylesene, onları o hâlde görmek hiç mi hoşuna gitmedi yani?”
Bilge uzun koridorun sonunda birbirlerine öfkeyle bakan iki genç adamı göz ucuyla süzdü. “O iki aptalın beyinleri yerine bileklerini kullanması neden hoşuma gitsin ki?”
“Orası öyle ama ne derler bilirsin: ‘Rekabet iyidir, ürünün değerini arttırır.’
“Benden ticari bir mal gibi söz etmeyi keser misin lütfen?”
“Sana da hiçbir şey söylenmiyor Bilge. Her şeyi hemen ciddiye alıyorsun. Neyse onu bırak da aklımda başka bir şey var. Diyorum ki, hazır yolumuz buraya kadar düşmüşken polis memuruna